“Eylülde Gel”

Eylül geldi geçiyor; bugünlerde hava iyice serinledi, bulutlar toplandı ama yerleri hafifçe ıslatan on on beş dakikalık yağmuru saymaz isek, ki saymayalım, halen yağmur  yağmadı. Bayrama denk gelen zamanlarda başlayıp bir hafta kadar süren ve eylül için anlaşılmaz olan aşırı sıcaklar ise yıpratıcı oldu. Bilhassa sulanmayan fidanlar, genç ağaçlar kötü etkilendi, yaprakları üzerlerinde kuruyanlar oldu. Zeytinlerde de eylülün bu son günlerinde erken kararmalar ve buruşmalar başladı. Sulanan yerlerde ise eylül ayında az da olsa halen yapmakta olduğumuz sulamaları garipsemezsek herhangi bir sıkıntı yok. Ve tam da bunları yazarken cama pıt pıt vuran yağmur başladı, hayırlısı…

Neyse, kaldığımız yerden devam etme niyetindeyim. Bir önceki yazıda olduğu gibi eylülü de çekilmiş fotoğrafların sırasıyla, elde ne varsa, konusuz, amaçsız, bahçede bir gezinti edasıyla anlatıvereyim.

Etlice, koyu kırmızı, lezzetli, acı, kendine has çatlaklardan mürekkep bir biber, işte Arnavut biberi. Üç yıldır yetiştiriyorum, biberler arasında en sevdiğim olur kendileri.

Geçen yıl kırmızısını yetiştirdiğimiz “çekirdeği oyalı”nın turuncusu. Yine “Ana Tohum” projesinden geldi ve bu yıl tohumları dağıtılacaklar arasında.

Ve çekirdekleri:

Evin bir alt seti adeta kadife tarlası oldu. Bir önceki yazıda, geçen sene bu alanda nematod zararı gözlemlediğimizi, kadifeleri bu yüzden arttırdığımızı ve bu fotoğrafın sağ kısmındakilerin altında kalan domatesleri anlatmıştım; kendilerini taş setten aşağıya sarkıtıp meyve verdiklerini ve bu meyveleri de alt setten topladığımızı, dolayısıyla sıkıntı olmadığını yazmıştım.

Biraz daha yakından bakalım, kadifeden başka bir şeyler var mı? Sanırım yok diyeceksiniz…

O halde biraz daha yakından bakalım, kereviz değil mi bunlar?

Evet, kereviz, iyi de görünüyorlar sanki.

Şunlara biraz daha yakından bakalım, evet, evet, gayet iylier, sağlıklı ve güçlüler. Ne yalan söyleyeyim, bunca kadife yoğunluğu veya baskısı altında bu denli iyi gelişeceklerini tahmin etmemiştim. Amacım kadifeleri ara ara budamak, seyreltmek ve kerevizleri rahatlatmaktı ancak mutlu mesut hallerini gördükçe bu işe elim gitmedi. Parlak güneş ışığıyla araları olmayan kerevizler kadifelerin gölgesinde yazı çok iyi gelişerek atlattılar. Artık ekim gelmek üzere, daha önce düşündüğüm kadife seyreltme ve budama işini bir hafta on güne yaparım artık, Güneş zayıfladı, bundan sonra faydası büyük olur, yağışlar da gelir, hava serinledi zaten, işte kerevizlerin sevdiği havalar yaklaştı yavaş yavaş.

Aynı setin diğer tarafından bir görüntü; sağ yanda birkaç ağaççık göze çarpıyor.

Üçüncü yazları bitmek üzere olan iki elma ile nektarin. Ne çabuk büyüdüler de ağaç gibi görünür oldular. Üç sene önce bir – bir buçuk metrelik fidancıklardı oysa. Bu sıranın sonunda buradan tam seçilmeyen gariban bir eşek zeytini de var ancak burayı sevmedi…

…arkasındaki set duvarı, hemen yanındaki gri su deposundan kaynaklı rutubet gibi nedenler onu hasta etti ve üç yıldır ne kadar zeytin hastalık ve zararlısı varsa hepsiyle tanıştı. Birkaç hafta içerisinde daha fazla eziyet çekmesin diye sökeceğim ve temizliğini yaptıktan, gerekli önlemleri aldıktan sonra da büyük bir saksıya alarak kendini toparlayana kadar özel bakım altında tutacağım. Nihayetinde de daha alçak rakımlı aşağıdaki bahçenin üst kısmına bir yere dikeceğim diye düşünüyorum.

Yukarıdaki setin bir altındaki sete genel bir bakış. Kadifeler yine var ama o yoğunlukta değil. Aralarındaki biberler, patlıcanlar rahatlıkla güneş alıyor ve serpiliyor.


Aynı açıdan beş on adım ilerlendiğinde gencecik bir nar ağacına varıyoruz hemen. Kendisi çelikten köklendirdiğim “zivzik narı” olur. Siirt’in meşhur zivzik narı. Tadını bile bilmeden beş fidan halinde dikmiş idim; buradaki içlerinden en hızlı gelişeni. Diğerleri henüz iki metre boya ancak varabilmişken bu üç buçuk metreye yaklaşmış halde. Yanlış hatırlamıyorsam dört yıl oldu buraya dikeli.

Son iki yıldır çiçek açıp durdu ancak meyveye dönüştürme yolundaki hevesleri geçici oldu. Bu yıl ise durum aşağıdaki gibi:

Ve bu yörenin devedişi narlarından. Üç yıl evvel fidan olarak dikmiştim, onun da ilk meyveleri, öyle alıştıra alıştıra değil de birden, aniden, dalları ağırlıktan yerlere inene kadar, maşallah…

Hicaz narı. Bir öncekiyle aynı zamanda dikilmişti, geçen yıl iki üç meyve yapmıştı, bu yıl o da coştu, dallarını desteklemek zorunda kaldım.

Aynı narın meyvesine yakından da bakalım çünkü Hicaz narı gerçekten de bakılası ve seyredilesi bir nardır.

Henüz ne seyriyle ne de tadıyla ilgili bir deneyimimiz olmayan iki narımız daha var bahçede, biri Mersin’in Keben narı, diğeri de Nizip’in kara narı. Kebenin meyvelerini önümüzdeki yıl, Kara narınkileri ise iki veya en geç üç yıl sonra bekliyoruz. Aslında bahsettiğim bu kara nar da üç yıldır bahçede ancak bize geldiğinde gölge ve ılık bir yerde büyüdüğünden oldukça zayıf, ancak destekle ayakta kalabilir bir haldeydi ve daha ilk kışında köküne kadar zarar gördü, kurudu, sonrasında ise tekrar dipten filizlendi. Bu yıl kendini toparladı, şu an gayet iyi, sağlıklı; işte bu yüzden ondan daha geç meyve bekliyoruz ama biraz da sabırsızlanıyoruz, o morumsu, biraz da zeytin  karası meyvelerini görmeyi iple çekiyoruz.

Ayvası var, narı var… Bu ayva da üç yılı geçirdi burada ve bu yıl o da kendinden geçti. Bölgenin yerli çeşidi. Oldukça ihtiyar bir ayvadan aşı yapılmış gencecik bir fidandı.

İki set daha indiğimizde geriye dönüp bakıyoruz; ev, setler ve neredeyse tamamını bizim diktiğimiz fidanlar veya küçük ağaçlar. Bu fidanlardan solda görünen yediveren dut beni büyüme hızıyla en çok şaşırtan oldu. Geçen sene mart veya nisan ayı gibi dikmiştik, boyu bir buçuk metre dahi yoktu ve şu an, yani burada geçirdiği ikinci yazın sonunda dört metreyi buldu. Meyve verimi de, lezzeti de iyi ve hatta şu sıralar –yaz başındaki gibi değilse de- ikinci kez dut topluyoruz. Onunla beraber diktiğim ve burada görünmese de bir iki yıla yaprakları birbirine karışacak olan beyaz parmak dut ta benzer bir performansla büyüyüp duruyor. Burada, yani fotoğrafı çektiğim bu setle birlikte yaptığım setler ve doldurduğum topraklar bitiyor. Buradan aşağıda yalnızca küçük oynamalarım oldu. Set, dolgu toprak ve düzenli sulama işleri işte bu setle son buluyor. Dolayısıyla aşağıda, çoğunluğu incir olan ağaç ve fidanlar (armut, badem, zeytin, dut, erik, fıstık da var) bu setlerde yaşayanlara göre daha yavaş gelişiyor ve aşırı iklimsel zorluklara çok çabuk tepki veriyorlar.

Yine de bu muşmula yerini sevenlerden. Çok az bakımla üç yıldan bu yana yavaş ama sağlam adımlarla büyümeye ve meyve vermeye devam ediyor.

Son iki fotoğraf ise “Çukur Bostan”dan, çekirdekten çıkma bir şeftalinin güzelim meyveleri:

Boyları kayısı kadar, hastalıklara oldukça dirençliler, çok verimliler, tatları da harika. O nazik, el bebek gül bebek, tombul şeftalilerle alakaları yok, aşılamayı aklımdan bile geçirmiyorum.

Yine “Çukur Bostan”. Bahçe düzlüğünün alt kotundaki dere kenarı mesire yerimiz. Etrafı temizledik, bir kaç sandalye, paletlerden bir masa, semaver ve biraz da mutfak ıvır zıvırı. Burası hem bizim hem de komşu bahçedeki arkadaşlarımız için ortak alan oldu. çalışmalar arasında mola verdiğimiz yer burasıydı ki yaz sıcağında her daim gölgesi ve serinliğiyle davetkarlığını sürdürdü.

Masanın arkası ise dere yatağı olduğundan devlet arazisi ancak burası da bizden başka uğrayanı olmayan bir yer. Çoğunlukla söğütler ve çınarlardan oluşma ellenmemiş küçük bir koruluk. Bizim için, gölgesi ve ormansı havası dışında en güzel yanı, dere taşkınlarında buraya takılan her türlü dal, kütük ve benzeri karbon malzeme ile bir kaç noktada oluşan mil ve kil yatakları.

Ve bu yazı bitti, dışarıdaki yağmur bitti ve eylül bitmek üzere ama arzulanan yağmur gelmedi hala; kim bilir, belki de gelmek üzere.

 

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

17 Responses to “Eylülde Gel”

  1. Ali uludüz dedi ki:

    Nasıl imrendim. Ellerine ve aklına sağlık. Beregeti bol olsun. Umarım yağmur yağmıştır umarım. Tüm dostlarına ve alene selamlar

  2. Asuman Köse dedi ki:

    Ellerinize sağlık, hepsi çok güzel….çok emek verdiniz.yazılarınızı merakla takip ediyorum.fazla ara vermeyin.Ben de bahçe işleriyle uğraşıyorum, kolay gelsin…

  3. Adnan Kaygan dedi ki:

    Selamlar sayın taşlıbahçe..biz Biga/Çanakkale’de aşırı yağmurlardan, doludan artık korkar hale geldik, oysa siz yağmursuzluktan yakınıyorsunuz..hem de Kazdağları’nın yamaçlarında..ne kadar tuhaflaştı iklim değil mi ? Severek okuyup paylaşıyorum deneyimlerinizi..kolay gelsin..(ağaçlar.net’ten pria)

    • taslibahce dedi ki:

      Merhaba, sanki uzun zamandır tanıdığım birinden mesaj geldi, tanışmasak da birbirimizin bahçelerini ve yaptıklarımızı iyi biliyoruz. Ben de “şuraya bak, biz de damla yok, Biga’da neler oluyor” diye düşünmüştüm 🙂 Kazdağları’nın güney bakıları böyle maalesef. Evet, iklim de değişti, köyün yaşlıları eski yaz yağmurlarından bahsediyorlar, böyle kuru baharlar ise yaşanmamış, hatırlamıyorlar. Görüşmek dileğiyle…

  4. Hayal dedi ki:

    Emeğinize yüreğinize sağlık. Bolluğunuz bereketli olsun.

  5. Kerem dedi ki:

    Yine sade anlasilir ve okunasi bir yazi olmus. En cok ta nar cesitlerini ve cekilen guzel fotograflarini cok begendim. Emegine saglik. Kolay gelsin. Yagmurlarla beraber…

  6. Aslıhan Kahraman dedi ki:

    kötü bir gün geçirip yatmadan önce yazınızı okudum ve şimdi öyle iyi geldi ki anlatamam, harikasınız…

    • taslibahce dedi ki:

      Bugün güne biraz kırgın ve yorgun başladım bahardan; rutin işleri bitirip bir çay molası verdim, bir de bilşgisayarı açtım, mesajınız öyle iyi geldi ki 🙂

  7. neslihan dedi ki:

    Günaydın Volkan,
    Herşeyin gönlünce gerçekleştiğini görüyor ve umut doluyorum, belki bir gün bizde, Ege’de bir yerlerde, umarım 🙂 Sevgiler

    • taslibahce dedi ki:

      Günaydın Neslihan 🙂 sağolasın; kolay olmuyor ama oluyor başlayınca…

      Sokaktaki ortancaları sökmüşler diye duydum, doğru mu?

  8. günay dedi ki:

    Selamlar…
    Uzun bir aradan sonra tekrar buradayım. Yine keyifle ve imrenerek okudum güzel anlatımınızı.
    Zivzik ah….bilmez miyim; incecik kabuğu, yok denecek kadar minicik çekirdeğiyle eşsizdir. Çok sevindim yetiştirdiğinize…
    Sizi takip eden hemen herkesin sanırım benim gibi böyle bir yaşama dair özlemi depreşiyor. Düşünceden araştırmaya geçtim, ilanları incelemekten öte değil şu an için. Böyle böyle adım adım yaklaşacağım hayalime sanırım. Öyle mi oluşuyor bu süreç, ne dersiniz?

    Kolay gelsin.

    • taslibahce dedi ki:

      Selamlar

      Süreç, evet, sanırım öyle, adım adım, sabırla, vazgeçmeden, bizi sevenlerin veya sevmeyenlerin dediklerine de pek kulak asmadan 🙂

      Zivzik narının çekirdekleri öyle belli belirsiz değil, aksine oldukça sert çıktı, farklı özellikte zivzikler olabilir diye düşündüm şimdi, emin değilim.

  9. günay dedi ki:

    Merhaba,
    Siz öyle yazınca acaba yanlış mı anımsıyorum diye araştırdım ve çekirdeğinin yumuşaklığına dair bilgilere ulaştım. Evet belki de farklı bir türüdür.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s