Komşu Komşu Huuu!

Her biri ayrı ayrı; yazacak, anlatacak, paylaşacak. Diyorum ki bu iyi bir konu, bunun hakkında bir şeyler yazayım veya şu da iyi, bunun hakkında da bir şeyler yazayım gibi gibi… Vakit bulup da yazamadım doğrusu. Yazmışken görsellerle de zenginleştirmek hoşuma gidiyor, baktım doğru düzgün bir şeyler de çekmemişim. O halde dedim, elimde ne varsa bu yıla ait sırasıyla, öyle planlı programlı değil, fotoğraflar hangi sırayla çekilmişse o sırayla anlatayım neler yaptık, neler oldu diye; eksik de olsa öyle olsun bu kez ve şubat, mart, nisan. Tek bir fotoğraf yok. Mayıs diyelim hemen.

MAYIS 2017

Geçen senenin cin mısırlarından. Bu çeşit Bayramiç’in bir köyünden geldi, sarısı saydam bir sarı, patladığında kar bayaz, gördüğüm en beyaz patlak mısır ama biraz sert, yemesi pek keyifli değil doğrusu.

Bunlar da yine geçen senenin cin mısırlarından. Belki on beş sene evvel Pınarhisar’ın islambey köyünde rastlamış ve bir görüşte aşık olmuştum, birkaç koçan alıp asmıştım duvara; üç yıl evvel bir bakalım hala çimlenebilirler mi dedim, ektim, çimlendiler. O günden bu yana yetiştiriyoruz.

Yeşil üzerine dağınık, sıçramış gibi bordo lekeli bu alacalı marulu tohumlamadık. Geçen yıl tohuma kalkan bir marulun dibinde çıkıverdiler, ayırarak uygun aralıklarla diktik, güzeller güzeli oldular. Gayet lezzetliler ancak söküldüğü gibi salata yapmak gerekiyor, yoksa hızla pörsüyorlar.

Aynı marul; merdivenin kenarındaki bir çatlağa giriveren tohum çimlenmiş, büyümüş; onu kesmedik, tohumluk bıraktık, sonra tohumunu bugün alırız yarın alırız derken alamadık, uçuşup gitmişler. Seneye veya bu sonbaharda bir yerlerden çıkarlarsa yine alır, ayrı ayrı dikeriz uygun yerlere.

Ve yine bir kaçak hikayesi. Yabani rokalarımızın tohumlarından biri taş duvarda çimlenivermiş. Aslında bu rokaların çıkmadığı yer neredeyse kalmadı. Yalnızca bir kez ektik ve üç senedir her yandan toplayıp duruyoruz. En güzel yanları: keskin aromaları, acı tatları, çiçeğe kalksalar bile bozulmayan derli toplu yapıları, yaprakları.

Enginarlar; bu yıl keyifleri yerindeydi, kışın kar altında kalsalar da bunu dert etmediler sağolsunlar, baharla birlikte koca koca goncalarıyla boy gösterdiler.

Ve bir yemek tarifi var sırada: Bakla kabuklu gelincik çorbası. İlk iş olarak bakla kabukları bir kap içindeki suya atılır ve iyice karıştırılır…

Bu arada da diğer malzemeler hazır edilir. Özenle seçilmiş taze gelinciklerin taç yaprakları ve viyöllere doldurulmuş halde bekletilen kil taşı parçacıklarıyla bir miktar killi toprak harmanı…

İşin püf noktası hepsini aynı anda alarak diğer karışıma dahil edebilmekte, bu da ustalık istiyor haliyle…

Gelincikler suyun üzerinde kalırken toprak hızla dibe çöker…

Üzerine de biraz daha bakla kabuğu serpilerek servise hazır hale getirilir. Bilmem evde denemeyin veya deneseniz de içmeyin dememe gerek var mı. Kızımızın birbirinden güzel tariflerinden biri de böyle işte.

Artık her yıl hasattan şişelenmeye ve sonrasında da içmeye kadar ortaklık yaptığımız aynı arkadaşlarla tekrarladığımız şarap ritüelinin şişelenme macerası. Sebebi malum türlü nedenlerle ederi oldukça tuzlanan şaraplara ulaşamayınca çareyi üretmekte bulmuştuk, devam ediyoruz.

Her yılın kendine has dalları basan meyveleri oluyor. Bu yıl da erik ve kayısı yılıydı. Kaç senedir erik ve kayısıların bu denli meyveye yattığını görmemiştik.

HAZİRAN 2017

Mayısın son fotoğrafından sonra Haziranın ilk fotoğrafı da aynı ağaçtan olmuş; kütür kütür yeşil erikler yumuşak, sarı ve ballı hallere girmişler.

Taze tüketimle baş edilmeyecek gibi olunca meyve suyu, marmelat ve pestil olarak değerlendirdik.

Hepsinin ilk aşaması aynı, kazandan bir manzara:

Yine aynı zamanlarda dut ağaçlarını da üç günde bir silkerek pekmez yapmak üzere kaynattık, kaynattık, kaynattık…

TEMMUZ 2017

Burada bahsetmediğim daha pek çok şey yapılır edilirken Temmuz gelivermiş ve son günlerine kadar da tek bir fotoğraf çekmemişiz ta ki bizi şaşırtan bir şey olana kadar. Ve 27 Temmuzda, bu bölgede yaz aylarında alışık olmadığımız bulutlar göründü….

…ve saatler boyunca yağmur yağdı…

Buralarda yaz yağmuru pek rastlanan şeylerden değil. Geçtiğimiz yıl bir afet olarak haziran ayında karşılaşmıştık ancak yağmurdan çok dolu kılığındaydı ve neredeyse tüm bahçeyi harap etmişti. Oysa bu kez toprağa işleye işleye, hafif, sakin ama bol miktarda yağdı. Gerçi sonradan acısını çıkardı, eylülün neredeyse sonundayız ve halen beklemekteyiz.

Temmuz sonundan devam: Sivri biberler boldu bu yaz. Buradaki önce tatlı, sonra acı, daha sonra yeniden tatlı biberler vererek aklına estiği gibi davrandı.

Çukurkültür usulü hafifçe yükseltilmiş yataklarımızda keyifli bitkiler hızla boylanmaya başlamışlar:

Evin önündeki çeşmenin gider suyu minik bir köşeye tropikal bir hava vermeye yardımcı oldu. Ağaçlar, çalılar, çiçekler, sarmaşıklar, otlar ve taro. Şu koca yapraklı bitkiden bahsediyorum. Yumrusunu bulup ekmiştim, çıktı ve güzelce gelişiyor. Sezon sonunda yumrusuna kıyarak yiyebilecek miyiz yoksa sonraki sezon için saklayacak mıyız bilemiyorum. Asya ve Afrika’da oldukça tüketilen bir bitki olan “taro” veya nam-ı diğer “kolakas” Kıbrıs halkının da mutfağında büyük yer edinmiş. Bizim de güney bölgelerimizde pek sık rastlanmamakla birlikte yöresel olarak “gölevez” adıyla biliniyor. Yumrusu pişirilmeden yenmemesi gereken bu bitkinin tadını tarif etmeye kalksam tam anlamıyla anlatamayacağımı bilsem de, bol miktarda patates, az kereviz, az yerelması bolca tereyağ ile karışır da kolakas olur diyebilirim.

Temmuzun son gününde bahçede bir gezinti ve birkaç da fotoğraf: Aşağıda yeni bir set duvarının başlangıcı görülüyor ancak uzun bir zaman pek ilerlemeyecek gibi bir his var içimde; önce taşları indirmeli.

Bahçenin bir ucundan, akşama doğru, alçalmış güneş ışığında eve ve yavaş yavaş yeşillenen setlere bir bakış:

Daha önce yazmıştım, bulunduğumuz bölgeyi, iklimi, toprağı geçen zaman içinde tanıyınca ve hevesle dikilmiş kimi uygunsuz fidanları kaybedince bahçenin sulanmayan alt taraflarındaki boşlukları, tanıdıkça daha da hayran olduğumuz incirlerle doldurmaya karar vermiştik. Bahçede yedi incir ağacı vardı, geçtiğimiz iki yıl içinde sekiz fidan da biz diktik. Bu yıl dikilen üç incir fidanından biri aşağıda. Kendisi kurutmalıkta ünlü “sarı lop”.

Bu da iki yıl evvel diktiğimiz sarı lop. Keyfi yerinde; geçtiğimiz yıl iki meyve vermişken bu yıl yarım kilo kadar topladık, bundan sonra hızla artar verimi. Sekiz fidandan dördü “Sarı lop”, ondan başka birer adet bardacık, yedi veren, beyaz orak ve yine buranın yerli çeşitlerinden biri de var ancak fotoğrafları yok.

Dutların hası kara dut, diğer isimlerine baksak ekşi kara, kanlı kara, urmu dut… Öteki dutlarla yan yana geldiğinde hepsinden ayrı bir duruşu, havası var. Kalın yaprakları, kısa ve sağlam dalları, yoğun aromalı meyveleri, eli yüzü boyaması… Kendine münhasır bir dut. Anavatanının İran olduğu düşünülüyorsa da Anadolu’nun en eski meyvelerinden biri olarak köklenmiş bu topraklarda. Kaya üstüne ve hem de yamaç bir yere dikmiştik dört sene önce; zaten yavaş büyüyen bir tür, bir de böyle kötü bir yere dikilince hepten ağırdan aldı. Bu yaz alt tarafına ufak bir set yükselttim, etrafına da yarım traktör toprağı taşıyıp yaydım ve birden, aniden değişti, sürgünleri her zamankinden daha hızlı boylandı; seneye iyice toparlar kendini.

Fıstıklara baktık bu yıl. Bordo bulamacını gerektiği zamanlarda atmayı ihmal etmeyince karazenk hastalığı geriledi hemen. Birkaç sene boyunca bu uygulamayı yaparak ağaçları toparlamak gerekecek; kaç sene üst üste yaşanan salgınla güçten düşe düşe geçen yıl ölümden dönmüşlerdi.

Araya Boşnak biberlerini alalım. Kızaranlar tohumluk. Bilen bilir, kaymaklı turşusu mükemmel olur. Balkanlardan gelenlerin beraberlerinde getirdikleri bu lezzete en çok sahip çıkanlar Boşnaklar oldu. Boşnak değilsek de çocukluğumdan bu yana evde eksik olmayan bir lezzet olduğundan benim için ayrıca önemli bir çeşit.

Bahsettiğim yağmurdan sonra otlar yeşerdi çok geçmeden ama kurudular sonra.

Soğan, sarımsak hasadının bir kısmı. Aşağıdaki bahçeye, Çukur Bostan’a dikmiştik. Hasattan sonra babam da bizdeydi; unutmamış köydeki anılarını, hızlıca örüverdi, bize de asmak kaldı…

Uygun olan her yere astık; iyice kurusunlar, kış boyu yetsinler.

AĞUSTOS 2017

Kış aylarında küçük ölçülü pencereler ve kimi zaman eve tıkılmak zorunda kalmalar nedeniyle ışıklı, manzaralı bir oda ihtiyacı doğdu uzun zaman önce. Bu sebeple ağustosta evin önünde bir takım değişikliklere başladık, şu an ilerlemiş durumda ama fotoğrafını henüz çekmedim. Daha önce sebzelerin ekildiği bu yer şu an böyle görünse de işler bittiğinde ve geri kalan kısmı asma ve mor salkım gölgelediğinde iyi olacak.

Ağustos ortasından itibaren incirler başladı. Aşağıdaki incir bahçenin en iri inciri. Bardacık incirini andırsa da bazı farkları var. Yerli bir çeşit, şeker oranı düşük ancak ekşilik namına hiçbir şey yok, kendine has aroması, tadı olan leziz bir çeşit.

Aynı incire daha yakından:

Ve Karadeniz’in kokulu üzümü. Hatırlayan vardır belki, dedem, asmasından bir çubuk kesip vermiş, çok geçmeden de rahmetli olmuştu. Köklendirip dikmiştim. Geçen sene yarım yamalak ilk üç salkımını vermişti, bu yıl ise artık ben buradayım demeye başladı.

Zahter otu veya Çıbrıka dediğimiz bu tek yıllık kekik kokulu güzel ot üç sene evvel attığımız tohumlardan bu yana istediği her yerde çıkarak bahçenin yerlilerinden oldu artık.

Tohumluk bıraktığımız maydonoz olgunlaşmak üzereyken.

Maydanozlar gibi tohumluk pırasalar da olgunlaşmak üzereyken:

Diğer taraftan yine tohumluk maydanoz ve pırasalar. Ortadaki yatakta kerevizler, soldakinde de domatesler var ama kadifelerin yoğunluğundan pek görünmüyorlar. Bu yataklarda geçtiğimiz yıl nematod zararı gözlemlediğimizden kadifelere ağırlık vermiştik. Kerevizleri yaz sıcağından korumaları da hesapta olmayan faydalarından oldu ama domateslerin ışığını kesmeleri istediğimiz bir şey değildi. Gerçi sorun olmadı…

…kadifelerden kaçmanın yolunu bularak setten aşağılara sarkarak meyve verdiler, biz de bir alt setten topladık.

Tarımsal kaolin kiliyle kaplanmış haldeki domateslere örnek. Kaolin konusunda çokça yazıldı; merak edenler, bilimsel literatür taramalarını, uygulama örneklerini, türlü faydalarını, gerçeğini, sahtesini ve konuyla akla gelen gelmeyen daha pek çok şeyi yazan, Türkiye’de yaygınlaşmasını ve öncülüğünü yapan Meyvelitepe’den okuyabilirler.

Evin yan tarafındaki yatakların bu beyazımsı hali de yine kaolinden kaynaklı. Bahçenin görüntüsünde bu beyaz perdeden başka pek bir değişiklik yok. Doğu-batı yönünde uzanan yatakların güneyinde orta boylu sebzeler, kuzeyinde sırığa alınanlar, aralarda da çiçekler, yenebilen otlar, kuytuluklarda da gölgeyi sevenler. Bir cangıl halinde, her yandan bir şeyler çıkıyor, tırmanıyor, sarkıyor, açıyor olsa da, yine de bir düzeni var. Doğanın bereketli çeşitliliği ile bahçivanın düzen isteği arasındaki denge noktasını en azından kendim için buldum sanırım.

Ağustos ta bitti böylece ve geldik eylüle. Eylül ayını halen içinde olduğumuz için ayrı tutuyor ve bir hafta içerisinde de aynı şekilde, hangi fotoğraf varsa anlatarak bitirmeyi düşünüyorum. O halde haftaya görüşmek üzere, hoşça kalın efendim…

 

 

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

10 Responses to Komşu Komşu Huuu!

  1. Kerem dedi ki:

    Yine sonuna kadar keyifle okudugum bir yazi. Yine mukemmel fotograflar… Neye dokunduysan sevgi ve sabirla daha da cosuyorlar 🙂 Ellerine yuregine emegine saglik.

  2. Aygul dedi ki:

    Merhaba. Ben bakla kabuklu ve gelincikli tarifin ne ise yaradığını tam anlayamadım. Acaba tohum ekmek için viyollere mi doldurdunuz? Eğer öyleyse hangi tohumlar için uygun?

  3. Özkan dedi ki:

    O domatesler yok mu o domatesler. 🙂 Keyfiniz bol olsun.

    • taslibahce dedi ki:

      Sağolun, domatesleri bu yıl iyice azalttık rotasyon ihtiyacından dolayı ama keyifle ve bolca tüketecek kadar vardı yine de:)

  4. günay dedi ki:

    “Killi toprak yatağında, gelincik sosu eşliğinde bakla kabuğu çorbası” …Fransız mutfağının son marifeti. Ayağınıza gelmiş, daha ne istiyorsunuz. :))

  5. ZEKİYE dedi ki:

    Nerdesiniz? Sohbetlerinizi özledik.

    • taslibahce dedi ki:

      Merhaba Zekiye hanım; aynı yerdeyiz, işlerin yoğunluğundan erteleyip durdum yeni yazıları; daha iki gün önce başladım birşeyler yazmaya, gönderirim yakında 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s