“Taş Harman’da Zeytin Olmak”

Müstakbel zeytinliğimizin sizlere takdimi, doğal zeytinlik ve bazı yanlış anlamalar hakkında bir yazı.

Bu kez Taşlıbahçe değil de “Taş Harman”. Taşlarla haşır neşirliğimiz bu kez yalnızca küçük bir tesadüf. Yaklaşık bir buçuk yıl evvel edindiğimiz zeytinliğimizin bulunduğu mevkiinin ismi “Taş Harman”.  60-70 yıl öncesinde bu zeytinliğin bir kısmı etraftaki –bu yamaçlı coğrafyada çok zor bulunan- bir kısım hafif meyilli arazilerde ekilen buğdayların harman yeriymiş. Zeytinliğin bu birkaç yüz metre karelik kısmı zamanında taş tabanlıymış, zeytinliğe çevrildiği vakit diğer taraflardan toprağı tesviyeleyerek birkaç karışlık toprak yığmışlar ve dikivermişler zeytinleri.

Neyse ki kaya yapısı yatay levhalar halinde ve aralarda gevşek topraklarla katmerlenerek derinlere iniyor, kökler de buralara kök salmada gayet başarılı. Bu yapı az aşağıdaki yolun üst kısmında rahatça incelenebiliyor. Yaklaşık dört dönümlük zeytinliğin diğer bölümleriyse daha derin toprağa sahip ama her iki yandaki ağaçlarda henüz bir fark göremedim. Aşağıdaki fotoğrafta zeytinliğin bir kısmı görünüyor; sağ üst kısımdaki yüksekçe yer de bahsettiğim eski harman yeriymiş.

1

115 m rakımlı bir sırtta yer alan bu zeytinlik bize kuş uçuşu 4, yol ile 6.5 km mesafede olsa da kasabaya iniş güzergahında olduğundan çoğunlukla bir taşla iki kuş hesabı yapabiliyoruz ve kimi işleri zamana yayabiliyoruz. Zeytinlik, ortasından geçen toprak yolla ikiye bölünüyor. Güney parçada 44, kuzey parçada 72, toplamda 116 ağaç var ama buraya 85 ağaçtan fazlası dikilmeseymiş daha uygun olurmuş.

Müstakbel zeytinliğimizin ağaçlarının tamamı “Edremit Yağlık” veya diğer bilinen ismiyle “Ayvalık Yağlık” çeşidi. Meyve miktarı, sofralık kalitesi, yağ randımanı, yağ tadım özellikleri bakımından değerlendirildiğinde bazı özellikleriyle üst düzeylerde bazı özellikleriyle orta üzerinde, topyekun değerlendirmede de diğer çeşitlerin önünde bir çeşit ve bu nedenlerle uygun bölgelerde her zaman tercih edilmeye devam ediliyor.

2

Zeytinlik, arkadaki yüksek kütlenin eğiminin düzleştiği bir sırt üzerindeki doğu – batı yönelimli dar uzun, görece düz alanda kurulu. Boylu boyunca güneye de bakıyor, kuzeye de. Havadar bir yer olduğundan bilhassa mantari veya bakteriyel hastalıkların görülmediği veya çok az görüldüğü bir konumda. Güneşi de neredeyse tüm gün alıyor, ki zeytin için iyi. Ortasından yol geçmesi ve asfalta 600 m mesafede yer alışı da iyi. 1 km mesafeden denizi görüyor, deniz havasını da alıyor. Biri özel kontini, biri Tariş, diğeri de yalnızca organik yetiştirilen zeytinlerin soğuk sıkımla işlem gördüğü butik bir fabrika olmak üzere üç yağhaneye de yakın.

Evet, iyi, güzel özellikler çoğunlukta ama bunlardan başka, olumsuz noktalar da yok değil. Bu nazar boncuklarından biri, bölgedeki tüm zeytinliklerde de görülen yüksek aşı. Çoğunlukla hayvancılık ve biraz da yaban hayvanlarının zararlarına karşı tedbir amaçlı tercih edilen bir yöntem. Ve böylece bir buçuk, hatta bazen 1.80 m gibi bir yükseklikle daha başından zorlaşmış oluyor hasat. Aşılar bu mesafenin üzerinden dallanınca ağacı alçak tutmak da zorlaşıyor haliyle.

Diğer bir sorun, aşırı, daha doğrusu dikkatsiz toprak işlemeden dolayı yaşanan toprak kaybı. Bu nedenle yirmi kadar ağacın turplarının üst kısmı dışarıda kalmış. Dışarıdan toprak ilavesi zaman içerisinde düşünmemiz gereken çözümlerden olacak gibi.

Ağaçların sıklığı da bir sorun. Az evvel bahsetmiştim, aslında 85 ağaçtan fazlası olmamalıyken 116 ağacı sığdırmışlar. Aralardan ağaç almak hiç de düşüneceğimiz bir şey değil, böyle devam edeceğiz ki ağaçlar da zaten bu durumu kabullenerek büyümüş, birbirlerine göre dallarını konumlandırmışlar.

Bir başka olumsuzluk da sulama imkanının olmaması. Civarda su alacağımız yakın bir nokta yok. Toprağın su tutma kapasitesini iyileştirme yoluyla bu sorunu çok da önemsememek gayet mümkün ki zaten zeytinden bahsediyoruz; kış ve bahar yağmuru toprakta tutulduğu vakit ağaç geri kalanı büyük ölçüde halledebiliyor. Çok kurak geçen yıllar sorun yaşarız, herkes gibi, yapacak bir şey yok. Zeytin ve suyu beraber anınca şaşıranlar da olabilir, zeytin sulanır mı diye. Aslında çoğunlukla gerek yoksa da, veya zaruri değilse de uygun zamanlarda yapılan sulamanın meyveyi irileştirdiği, yağı arttırdığı, bilhassa ağustos sonunda yaşanan dökümleri azalttığı biliniyor. Ve araya bir fotoğraf:

3

Yeri aldığımızda ağaçlar gayet yüklüydü ama eski sahibi üzerindeki mahsulü biz yeri almadan sattığından toplamak bize nasip olmadı; yine de mahsulü icar alan kişiyle görüşüp ürün miktarı, yağ randımanı gibi bilgileri aldık. 3600 kg zeytinden kontini sistemde (Standart, sıcak sulu işlem) 960 lt yağ çıkmış. Randıman gayet iyi (%26.7).

4

Kendi yerimizde, henüz kendimizin olmayan zeytinleri izleyerek geçen iki ayın ardından hasat bitti, kış geldi geçti ve budama işine girdik. Aslında bu işe girdiğimizde önümüzdeki yıl boş yıldı, yani yok yılı ve budama işini mahsul yılında, başka bir deyişle var yılı öncesinde yapmak ağacı rahatlatır diyorlar. Muhtemelen eksilen dal ve yapraklarla aşırı yüklü mahsulün önüne geçmeyle ve sonraki yılı tamamen ürünsüz geçirmemeyle ilgili bir bilgi veya tavsiye olmalı bu.

Ağaçların küçük bir kısmında kavak gibi boylanma vardı, öncelikle bu tipte ağaçların yüksek boylu gövdelerini indirdik, bu özellikte birkaç ana dal varsa hepsini almayarak gençleştirme ve taç alçaltma işini kimilerinde iki, kimilerinde üç, dört yıla yaymayı uygun gördük ki hem mahsul birden kesilmesin, hem de ağaçların gövde – yaprak – kök dengeleri büyük bir darbe almasın.

5

Ağaçların büyük çoğunluğundaysa hafif budamalar yaptık. Bununla birlikte kuru, birbirine yapışık, yaralı, fırtınada kırılma, kopma riski yüksek olan fazlaca uzamış dalları da çıkardık. Ürün dalına dönüştüremeyeceğimiz pek çok su sürgününü de aldık. Dipten çıkan ve “piç” tabir edilen dip sürgünleri de temizlendi bir güzel.

6

Zeytin, her ne kadar bir ağaçsa da, kim ne derse desin ağaçtan çok bir çalı veya çalı huylu da bir şey aynı zamanda.  Odunsu bitkilerde ağaç ve çalıları ayıran şey en kestirme ifadeyle onların boylu veya küçük olmaları olsa da bu durum yalnızca metabolizmalarındaki farklılığın bir sonucu aslında. Büyüme enerjisi yukarıda, dalların üst bölümlerinde olan odunsu bitkiler boylanmaya müsait olduklarından “ağaç” olurken, büyüme enerjisi altta, köklere yakın olanlar ise küçük veya çok gövdeli, dallı kalarak “çalı” oluyorlar. Zeytine çalı huylu demem de bu yüzden. Büyüme enerjisi kendi haline bırakıldığında çalılaşmaya, çok gövdeli bir hal almaya müsait bir tür.

Sözün kısası, dip sürgünlerini almamak zeytinin enerjisini bu alt sürgünlere veya gövdelere akıtmasına ve dolayısıyla da yukarıdaki sürgünlerin gelişmesini yavaşlatmasına neden oluyor ki sürgün gelişimi zayıfsa mahsul de zayıf olacak demek. Yani kısaca, zeytinliğimizde ilk olarak hem alt aksamdaki dip sürgünlerini, hem de üst aksamdaki kimi dalları aldık veya uygun yerlerden kısalttık, arkasından da güzelce macunladık.

Budama bilgisidir, zeytinlik bakımıdır, bu bilgiler iyi, güzel ama bugün bu bilgileri kısadan aktarma niyetinden başka bir sebeple daha yazıyorum bunları: Sağda solda dolaşırken, bilhassa bizim gibi İstanbullular tarafından alınan, hemen etrafı telle çevrilen ama sonrasında kendi haline bırakılıp çalılaşan halleriyle, budanmadığı için fırtınalarda çok daha büyük zararlara yol açarak yıkılan dallarıyla, uzun yıllar budandıktan ve doğal hallerinden uzaklaştıktan sonra ellenmediği için iç içe giren dallarıyla, bu halleriyle ışık alamayan, hava alamayan, türlü zararlı ve patojenlere harika ortamlar yaratan karmaşık durumlarıyla, etrafta kendi kendine yetişen çalı çırpısıyla, gübreyle kucaklaşması hafızasından silinmiş toprağıyla, yıllarca doğru düzgün, hatta neredeyse hiç ürün vermeyen ağaçlarıyla öylece duran zeytinlikler hiç de az değil.

20170122_170905

Bu terkedilmiş zeytinliklerin nedenleri eminim ve biliyorum ki farklı farklı, zamansızlık, geçici heves, iş bilmezlik, çok hisseli anlaşmazlık gibi… Ama bu nedenlerden biri var ki benim bunları yazmama sebep oldu. Yukarıda andığım bu manzaraların sebeplerinden biri de maalesef yanlış, kocaman bir yanlış anlama: Doğal zeytinlik! Sanıyorum dillere sakız olmuş “doğal” ile “bakım-bakımsızlık” ilişkisi pek çok yönden evrilip çevrilmesi gereken bir konu. Burada konuyu ister istemez zeytinle sınırlandırmam gerekiyor, aksi halde işin içinden çıkmam mümkün değil. Gerçi bahsedeceğim pek çok şey, zeytinden başka daha pek çok şeye uyarlanabilir, bu işi sizlere bırakmayı seçiyorum.

Ot ilacı, böcek ilacı, kimyasal gübre atılmadığında, ağacın orası burası kesilmediğinde, her şey olduğu gibi doğanın şefkatli ve şifalı ellerine bırakıldığında bir zeytinliğin sihirli değnekle doğal bir zeytinlik olabileceğine dair bir naif inanç. Elbette bu zararlı kimyasallar bırakıldığında doğa canlanmaya başlar, sağlığına ve zenginliğine kavuşur yavaş yavaş ama bunun yeterli olduğu varsayılırsa olan zeytinlere olur -veya daha başka kültür ağaçları da olabilir, zeytinlerden bahsettiğimiz için onların adıyla devam ediyoruz-. Günden güne güçten düşerler, hastalıklar gelir, ürün azalır veya yok olur. doğanın zenginleşmesine koşut, kendi hallerine kalmış zeytinlerin yoksullaşması ve sağlıklarını yitirmeleri ne yaman çelişkidir.

Nedeni basit. Doğa kendinden olmayanları yok sayar, her şeyi kendi kusursuz varlığı içinde eritir. Zeytin ağacı gibi doğasıyla oynanmış, insan elinde binlerce yıl geçirmiş bir varlığı da önemsemez, o ise milyonlarca yıllık hafızası ve yaşam enerjisiyle atalarından kalan huyuyla yaşamaya çalışır, doğal olmayan bir şekle büründüğünü fark etmez, kökleri ve gövdesi ayrı, kendi ayrı davranır. Ve o zeytinlik birkaç on yılda daha başka doğal çalılarla, ağaçlarla, tohumdan çıkan delicelerle, türlü kuşuyla, börtü böceğiyle “doğal” ritmine girmeye başlar. Deliceler o bölgenin yerlisiyse öyle kalır, değilse muhtemelen ardıllık devam eder veya arada bir yolda karar kılınır, sonrasnı bilemeyiz. Eğer istediğimiz buysa niçin olmasın? Ama en azından şimdilik bu değilse anlatmaya devam edelim.

Zeytinin pek de doğal olmayışını veya hayata pek de doğal başlamayışını biraz açmakta fayda var. Bunu birkaç cümleyle anlatabilmek için bugünkü zeytinin geçmişine de hızlıca bir göz atmak ve onu tanımak lazım, söz, hızlıca:

Zeytin dediğimiz mübarek varlık, tarihin bir zamanında yağ verimi görece yüksek veya meyvesi görece iri yabani zeytinlerin farklı çoğaltma yollarıyla zaman içerisindeki coğrafi adaptasyonları, değişimleri, iyi bakılmaları, seleksiyonları gibi daha pek çok faktörle çeşitlenerek günümüze türlü yönleriyle aranan, sevilen türlü türlü çeşitleriyle gelmiş bir kültür bitkisi. Kültür bitkisi diyorum çünkü doğal yollarla üretildiğinde, yani meyve çekirdeği çimlendiğinde ortaya çıkanı yine delice, yani zeytinin delisi, yani yabanisi, en azından yabaniye dönme isteğinde olan bir evladı oluyor. Seçtiğimiz zeytin meyvesi istediği kadar aranan, bilinen bir çeşit olsun, çekirdeği ekildiğinde olan bu. Tabii ki yüzlerce farklı özellikte meyve verebilecek kadar da açılım gösterebilir bu yabana dönme çabasındaki zeytinler. Hatta istenilen özellikte zeytinler de verebilir aralarda bazıları ama o kadar; henüz böyle.

Hayatlarına çekirdekten yetişmiş bir yabani anaca veya çöğüre aşılanma suretiyle veya çeliklerin köklendirilmesi suretiyle başlayan zeytinler, fark etmez, en başından itibaren dağda bayırda çıktığı toprağa, içtiği suya, baktığı güneşe göre şekillenen ve müdahale görmeyen doğal bir ağaç gibi olamazlar. Aşının tuttuğu veya çeliklerin köklendiği andan itibaren bir takım müdahalelere ihtiyaç duyar halde büyümeye ve insan eliyle şekillenmeye başlarlar. İşte böyle bir zeytini kendi haline bırakmak mamadan başka şey yememiş, evden dışarıya adımını atmamış Sarman’ı veya Minnoş’u yabana bırakmaya benzer.

Şimdi böyle ağaçlara bir örnek verelim; dip sürgünleri almış başını gitmiş, zeytin ağaçlıktan çıkmaya, meyve beklenen dallar yıldan yıla verimden düşen kısır hallere girmeye başlamış:

6a

Bir örnek daha, artık karşımızda sözüm ona küçük bir yanlış anlama veya platonik bir aşkla “doğal” olduğu düşünülen ne idüğü belirsiz bir garip çalı yığını var. Yanına yaklaşmak bile zor. Anaçtan çıkan yabani sürgünler dahi havasızlıktan, ışıksızlıktan kurumaya başlamış, üst aksamda da bir yığın kuru dal ve yine havasızlıktan oldukça yayılmış dal kanseri… Meyve var mı, yok, olsaydı da nasıl toplanacaktı bilen yok.

6b

Bakınız efendim, kendi haline bırakılmadığı halde, zamanında alınması gereken yatay açıyla fazlaca uzamış, ağırlığı kendine yük olmuş bir dalı rüzgar nasıl indirmiş; fırtınayı atlatsaydı bir hafta sonra yağan karın yükünü atlatamazdı; dedik ya zeytin dalı gevrektir diye, taşıyamamış kendini, o çok güçlü bünyesiyle, sıcağa, kurağa, yüzyıllara meydan okuyan zeytin, kendi yüzünden değil, iş bilmezlikten, tembellikten veya başka şeylerden dolayı rüzgara direnememiş:

6c

Bu durum bilhassa kendi haline terk edilen zeytinliklerde çokça görülen bir şey. Bizim yapmadığımız bir işi doğa yapıveriyor ama öyle dikkatlice değil, deli kuvvetiyle, ağır zarar vererek, “ah keşke biz yapsaydık” dedirterek. Ama, öyle bir afet olur ki ne yaparsanız yapın işe yaramaz, ayrı konu. Aslında buradaki örnek de biraz öyle. Rüzgarın sıkıştığı yanlış bir noktaya kurulan zeytinliğin bir fırtınada başına gelenler bunlar. Böyle yerlerde bu işe girmemek en iyisi; işe girilmiş, ağaçlar dikilmiş ve yetişmişse, çok daha özenli olmakta -görüldüğü gibi- fayda var.

6d

Sanırım biraz anlatabildim, kaderine terk etmeyle doğal zeytinliğin olamayacağını. Peki, öyle değilse bile, başka türlü “doğal zeytinlik” olur mu olmaz mı? Bu sorunun cevabı aslında “doğal” sözcüğüne yüklediğimiz anlama göre değişir. Bu sözcüğü olabildiğince geniş nefesli ele alırsak doğal bir zeytinlik mümkün değil diyebilirim. Doğada zeytinlik olmaz, başka otsu ve odunsu bitkilerle birlikte yaşayan delicelikler, yani saf olmayan ama alanda yoğun bulunan yabani zeytin sahaları olabilir.  Bu durumda da, doğadan yabani zeytin toplayıcılığından bahsedebiliriz ancak. “Doğal” kavramını sıfır müdahale veya yalnızca toplayıcılıkla sınırlı bir müdahale olarak görürsek sanırım bu böyle. diğer taraftan yabani zeytin, kendi de, yağı da şifa kaynağı. Ama bu ayrı konu.

Yok öyle yapmaz da, dillere pelesenk şu “doğal” kavramını, elimizdeki zeytinlikten, yani birim alanda dikili mevcut ağaçlardan iyi miktarda ve sağlıklı ürün alma isteğimizle şekillenen süreçte, hem o zeytinliğe, hem çevreye ve hem de kendimize zarar vermeyecek şekilde işlem yapma olarak düşünürsek, yani bizim de içinde bulunduğumuz doğaya zarar vermeden, hatta ne güzel olur, fayda sağlayarak bu işi yapmayı düşünüyorsak “doğal zeytincilik” yapacağımızı düşünebiliriz. Tabii bu durumda, misal gübre getirirken kullandığımız fosil yakıt, toprağa karıştırdığımız jips gibi kimi maddelerin çıkarıldıkları ocakların o yerin doğasını bozması gibi dolaylı zararları görmezden gelmek veya bu dolaylı zararları bu kavramın dışına çıkardığımızı da bilmek gerek. “Doğal”ı bu şekilde açarsak aşağı yukarı “organik zeytincilik” kavramına da gelmiş oluyoruz. Buradan birkaç adım geriye veya ileriye de pek ala gidilebilir.

Sanıyorum bizim yaptığımız veya yolun başında olduğumuz için yapmak istediğimiz de bu. Biliyorum daha birkaç fırın ekmek yemeli. Sonra Panos Manikis ne yapıyor zeytinliğiyle, daha öğrenmedik. Yine de, bu durumda, iyi miktarda ürün alma amacıyla gerekli biçimde şekillendirme ve bu şekli ağacın mevcut halini gözleyerek koruma, yenileme yoluna girmekle başlıyoruz. Zeytin budaması uzun bir konu. Bu yazıyı, edindiğimiz zeytinliği tanıtma ve sizlerle paylaşma amacıyla kaleme alırken uzun uzadıya tekniklerden bahsetmek istemem ki bu konuda zaten pek çok yayın mevcut. Şekil budaması, mahsul budaması, gençleştirme budaması gibi bölümlere ayrılmış türlü türlü bilgi…

Araya bir fotoğraf alalım.

dsc_2532

Yukarıda da yazmıştım, yalnızca bir yanlış anlamayı, daha doğrusu oldukça yaygın bir yanlış anlamayı elden geldiğince düzeltmek niyetiyle bağlıyorum konuyu. Sizin veya benim veya Ahmet’in, Mehmet’in ve tabii ki Mürvet’in aldığı bir zeytinlik kendi haline bırakmakla doğallaşmaz, zaten hayata pek de doğal olmayan bir yolla başlamış olan ve doğal olmayan bir forma girmiş zeytin ağacı böyle bir terk edilmişlikte Allah göstermesin, ölür bile.

İşte bu yüzden, ama sadece bu yüzden değil, ilk olarak bu yüzden zeytinlerin dip sürgünleri alınmalı, deliceye göre oldukça gevrek olan dalların fazlaca büyümesine izin verilmemeli, fırtınada koptuğunda çok daha büyük yaralara yol açma riskine girmemeli, doğasına dönük olarak toplu ve sık dallı bir yapıya ulaşmaya çalışan ağacın ışıklanma ve havalanma ihtiyacını sağlamak için sıkışıklığı rahatlatmalı, çatallaşmalar iyi değildir, mümkün olduğunca izin verilmemeli, hasat ta düşünülecekse, ki düşünmek lazım, ağacı fazlaca boylandırmamalı ki zaten riskli bir durumdur. Gibi, gibi… Ve aman dikkat, işi bilmiyorsanız en az üç beş sene izleyin, araştırın, bu esnada da ellerinde testere dolaşan kasaplara dikkat edin. “Ah ah, ne yapmışlar ağaca” dediğim de çok oluyor maalesef.

Budamadan ziyade, ağaç aralarında çalı çırpı da bir sorun, hasatta işleri çok zorlaştırır, besine de ortak olur. Bu durumda ne oldu, olan oldu, elimizde isteyelim veya istemeyelim monokültür bir zeytinlik oluverdi. Kabul edelim, “zeytinlik” denilen şey bu. En fazla, uygun gördüğümüz kimi müsait yerlere, zeytinliğe gittiğimizde biraz atıştırmalık olsun diye veya iyi kalpliysek kurda kuşa diyerek, coğrafyaya, toprağın durumuna bakım ve besleme olanaklarımıza uygun kimi meyve ağaçları dikilebilir veya azot bağlayan ama belli aralıklarla sert budamalara tabi tutulacak kimi ağaçlar da dikilebilir. Bunlar tercih meselesi. Ben sıfırdan bir zeytinlik oluştursaydım bu yöndeki ihtiyaçları da -abartmadan- göz ardı etmezdim.

Bu arada, bu amaçlarla da olsa, “yaptığımız her şey doğru” mu diyorum? Asla. Misal, ağaçları budadık. Yapılması gereken şey, yaprağıyla, dalıyla, odunuyla, budanmış olan şeyleri, hastalıklılar varsa yakmak, diğerlerini de parçalamak, öğütmek ve malç olarak ağaç altlarına yaymaktı. Yabani ot kontrolünden tutun da, toprağın nemini korumaya, uzun vadede yapısını iyileştirmeye, beslemeye kadar pek çok faydası var bu işin. Ama biz ne yaptık, yüklediğimiz gibi arabaya…

7

Doğru eve; ne yapmaya? Yakmaya. Niye? Çünkü böyle bir öğütücümüz yok ve kışlık yakacağımızı bu amaçla kesilmiş ağaçlardan elde etmek yerine bu yolla elde etmeyi tercih ediyoruz ve diğer yandan da para vererek odun almak yerine böyle olması kısa vadede iyi geliyor, cazip görünüyor. Yukarıda görünen yapraklı dalları da ayıkladık, yapraklar komposta, dallar tutuşturmalık olarak yine odunluğa. Böyle beş altı kez doldurduk boşalttık ve evin arkasına yığdık, böldük, odunluğa diziverdik. Şu an bu yazıyı yazdığım sırada da bu odunlarla ısınıyoruz, iyi geliyor ama dediğim şekilde öğütülüp orada kalması zeytinlik için daha hayırlı olurdu; yine de onlar yerine getirteceğimiz meşelere yazık olurdu diyerek rahatlıyoruz.

8

Bu zeytinlikte elden geldiğince doğal yollarla daha pek çok şey yapmamız gerekir. Topografyayı ağaçların lehine yağmur hendekleriyle veya setlerle değiştirme gibi bir kereye mahsus yapılması gerekenlerde var. Şanslıyız ki arazinin büyük bir kısmı düz veya çok düşük eğimli. Yine de, eğimli olan bir kısmı var ve buraya boydan boya fazla derin olmayan iki yağmur hendeği veya bir set duvarı iyi olur. Önümüzdeki birkaç yıl içerisindeki planlarımızda var. Bu bir kereye mahsus işlerden ziyade belirli aralıklarla yapılması gereken daha pek çok iş var.

Bu işlerden budamayı fazlaca ele aldık; daha başka neler var? Gerçi her şeyi bu yazıya sığdıracak değilim ki zaten yapamam ama uyguladıkça sizlerle paylaşarak gayet güzel zamana yayabilirim diye düşünüyorum. Yoksa bu yıl için düşündüğüm sonra vazgeçtiğim işler hiç de az değil, misal, sıkışan toprağı beygirlerle sürdürmek gibi, niye yapmayı düşündük ve niye vazgeçtik gibi veya azot bağlayan yem bitkileriyle yapmayı düşündüğümüz fakat yapamadığımız ekim gibi; ama geçelim yapmadığımız işleri ve şu ana kadar yaptıklarımızla devam edelim ve gelelim zeytinin beslenmesine, bizim bu konuda neler yaptığımıza.

Açıkçası yukarıda misal verdiğim ve aklımda olan pek çok şey varsa da şu ana kadar besleme konusunda da yalnızca zaruri olanları yapabildik.  Geçirdiğimiz yok yılında bir de uzun yıllardır görülmemiş bir kuraklık geçirdik. İki çuval zeytine şükranlarımıza sunmak yerine biraz kırgın ve sanki de kızgın gibiyken komşu zeytinlikten aynı durumdaki teyzenin “ağaçlar da dinlendi bu yıl, seneye Allah kerim” demesiyle kendimize geldik. Ve zaten planlarımızda olan en önemli işlere başlayıverdik böylece; yayladaki koyunların bahar ve ilk yazda yedikleri tamamıyla doğal otların doğal bir sonucu olan gübrelerini alarak sonbaharda buraya getirmekle başladık. Büyük ölçüde yanmışlardı. İlaveli kasayla üç traktör gübreyi, yani yaklaşık 12 m3 gübreyi getirip zeytinliğin uygun yerlerine, uygun aralıklarla boşalttık.

9

Sonra da el arabasıyla ağaçlara paylaştırmaya başladık.

10

Gönül isterdi ki her ağacın taç izdüşümüne çepeçevre yayalım gübreyi. O kadar gübre yoktu. Bu yüzden çoğunlukla iki üç metre boyunda açtığımız bir karışlık hendeklere yaydık.

11

Ağaçların konumuna göre bazen iki ağacın, bazen de üç ağacın hendeklerini birleştirdiğimiz de oldu, bir alt sıradaki ağacın üst yanına açtığımız hendekler ise doğal olarak bir üstteki ağaçların alt taraftaki köklerine de sunulmuş oldu. Ağacına göre, çoğuna iki el arabası, bir kısmına üç, çok azına da dört el arabası gübre verdik.

12

Bu işi nasıl yaptığımızı da birkaç fotoğrafla anlatmak faydalı olabilir. Hafif veya tatlı, bana göre çok tatlı meyilli arazideki ağaçların üst kısmındaki taç izdüşümüne bazen yay, bazen de aşağıda görüldüğü gibi düzgünce bir hat üzerinde bir karış derinliğinde hendek kazdık.

13

Bu hendeğin içine uygun miktarda gübre boşalttık:

14

Sonra bir güzel yaydık:

15

Arkasından da, hendek kazarken çıkan ve kenara yığılan toprağı üzerine örterek bir güzel çapayla karıştırdık, en üste, kenardan bir miktar daha toprağı çapayla çekerek örttük:

16

Eğer bu sırada elimde tarımsal jips, yani bu iş için öğütülmüş alçı taşı olsaydı onu da karıştırırdık ama yoktu, bir hafta sonra geldi ve ağaç başına -ağacın yaşına, yapısına göre- iki ila dört kg arası tarımsal jipsi serptik

19

Onu da bir güzel karıştırdık alttaki gübreye. Hem kalsiyum ihtiyacı, hem attığımız gübrenin azotunun ağır salınımı, hem de daha başka faydalarından dolayı bu yıl için bu malzemeyi kullandık. Önümüzdeki yıllarda ağaçların ve toprağın durumuna ve ihtiyaçlarına göre gübreyle birlikte yine jips, tarımsal kireç, leonardit, klinoptilolit gibi kimi doğal maddelerle devam ederiz. Ve yıldan yıla toprağı hem besler, hem de fiziksel yapısını iyileştiririz. Biz bunları yaptıkça toprak da ağaçları besler, fiziksel yapılarını iyileştirir, ağaçlar da bizi besler, fiziksel yapılarımızı iyileştirir… Gücümüz kuvvetimiz yettikçe bu böyle sürer gider. Sonra biz gideriz, onlar kalır, başkaları gelir, gider, onlar yine kalır…  Ve atalardan bir söz: “Bağ babadan, zeytin dededen”.

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

28 Responses to “Taş Harman’da Zeytin Olmak”

  1. Yalçın Uysal dedi ki:

    Kolay gelsin. Okunduğunuzu bilin diye yazıyorum.

  2. Emel Çelik dedi ki:

    Yine güzel ve bilgilenmemi sağlayan bir yazı. Yakın geçmişte, zeytinlik veya cevizlik edinmeye heves etmiş biri için (o biri ben oluyorum) “iyi ki eşim beni vazgeçirmiş” dememi sağlayan yeterince basit, anlaşılır, harika fotoğraflar ve örneklerle detaylandırılmış faydalı bir yazı kaleme almışsınız. Teşekkür az gelir sevgili Taşlıbahçe. Saygılar, sevgiler, minik kuşa da binlerce öpücükler.

  3. Hayal dedi ki:

    Sizi okudukça gıpta ediyorum.. Ne güzel bilgiler vermişsiniz. Bolluğunuz bereketli olsun.. 🙂

  4. Zekiye dedi ki:

    Sevgili Taşlıbahçe;
    Altınolukta merkeze yakın leonardit satan bir yer gözüme ilişmişti. Meyvelitepe toprağı yumuşatmak için denemiş ve paylaşımda bulunmuştu, ufak bir yükseltilmiş sebze yatağında denemek lazım derim.
    Ruth Stout yöntemini pek sevdim, bu sene denemeler yapacağım. Birde balık atığı ve yosun denemeye kararlıyım.
    Fukuoka ya özenip, Küçüksu ‘ daki çömlekçiden kırmızı kil ve bentonit alıp tohum topları denemelerim ( 2 kez ) başarısızlıkla sonuçlandı.
    27 balya samanı bu bahar tohum ekim yatağı olarak deneyeceğim.
    Ağaçların budanması konusunda size kesinlikle katılıyorum. Denenmiş ve kanıtlanmıştır. Bu sene Küçükkuyudaki tüm zeytinlerin budandığını gördüm, epeyce yaşlanmışlardı.
    Birkaç kovan arı da deneseniz mi? Ama oğul alayım derken 37 ısırıkla hastanenin yollarını öğrenmeyin benim gibi.. Önce bir bilenle başlayın, ilk yazılarınızda yalancı akasya ve ak üçgül yoncalarınızın olduğunu okumuştum..
    Kısaca denemek yanılmak başarmak güzel…Paylaşımlarınız daha da güzel..
    Yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz.
    Mutluluk ve huzurla..

    • taslibahce dedi ki:

      Teşekkürler.

      Aldığınız kırmızı kilin kil oranı çok yüksek olabilir veya içine eklenen katkı maddeleri de akla geliyor ama emin değilim. Bizim yaptığımız toplarda yöredeki görece killi toprakları kullanmıştık, sıkıntı yaşamadık.

      Altınoluk’taki yeri yaklaşık olarak tarif ederseniz sevinirim.

      Arımız oldu ama geçtiğimiz yıl arıcılık açısından çok kötü bir yıldı.

      Ağaçların budanması çok hassas bir iş aslında. Gerektiği yerde gerektiği kadar budanmalı, doğal formuyla uyumlu gelişen kimi meyve ağaçlarında büyük ölçüde bırakılabileceğini dahi düşünüyorum. Aslında konu ağacın uygunluğu, doğal form, yapay form, bol ürün isteği, kolay hasat, sağlık gibi öğeler hakkındaki düşüncelerimize ve isteklerimize göre şekillenen bir konu. Dolayısıyla tek bir doğru yok.

      Ak üçgül ve aynı cinsin daha pek çok türü ve aynı familyadan daha da çok tür doğal olarak bulunuyor arazide. Bir dalcık yalancı akasya koca ağaç oldu neredeyse 🙂

      • Zekiye dedi ki:

        Çanakkale – İzmir otoyolu üzerinde. Küçükkuyu’ dan Altınoluk merkeze gelirken eski Tansaş’ ın ( Yeni Migros ) olduğu yerin karşısında. Işıklardan sahile dönen yol var. Oraya gelmeden, sağ kolda. Zaten binanın üzerine kocaman Leonard diye yazmışlardı.

      • taslibahce dedi ki:

        İlginç, hiç dikkatimi çekmedi, gözümü iyice açıp tekrar bakarım 🙂 Sağolun…

      • Zekiye dedi ki:

        Aman yine de alırken çok dikkat edin ph derecesi, içindeki organik madde oranları, tarım bakanlığı onayı tescil felan önemli.

      • taslibahce dedi ki:

        Sağolun, merak etmeyin, içeriğe göz atmadan hiç bir ürün almıyoruz 🙂

  5. neslihan dedi ki:

    Günaydın Volkan, her zaman ki gibi keyifli ve iç ısıtan bir yazı ve paylaşım, yazı sonunda ki minik kuş ne güzel olmuş, mutlu, cıvıl cıvıl, sevgiler soğuk ve sevimsiz bir İstanbul sabahından 🙂

    • taslibahce dedi ki:

      Günaydın Neslihan, çok zaman oldu görüşmeyeli, İstanbul’a gelmeyeli bir yılı geçti. Geldiğimde görüşürüz, sevgiler, selamlar…

  6. Murat ÖZ dedi ki:

    Başarılarınızın devamını dilerim.
    Yeşil el arabasını görünce kendi çalışmalarım gözümün önüne geldi. 🙂
    2 dönüm bağa el arabası ile keçi gübresi seriyorum bende sene de 2 kez.

  7. Engin Sönmezoğlu dedi ki:

    Orman Perisiydi,şimdi minik kuş olmuş daldan dala konuyor. Ona her şey yakışıyor.
    Güzel yazını her sıkıldığımda okuyorum. İçim ısınıyor ve sizleri özlüyorum.

  8. sinan özlem dedi ki:

    Siz paylaştıkça yaptıklarınızı, bizim hayallerimize de katkıda bulunuyorsunuz. Bizim hayallerimiz de bir gün gerçek olursa, şimdiden yazayım bunda sizin katkınınız çok fazla..

  9. m.derviş dedi ki:

    yaptıklarınızı takip etmekteyim. sizdeki cesaret, bendeki korkaklık ,sizdeki çalişkanlık, bendeki tembellik, yaptıklarınızı görünce benim hayallerimi gercekleştiren biri olarak sizi taktir ed yiyorum,daha önce size yaşmıştım karatoprak-karatoprak.blokstop daki zeytinlige hala bir şey yapamadım .sizlere kolay gelsin ,hayellerde hayvanlarda varmı?

    • taslibahce dedi ki:

      Sagolun. Size ilginc birsey soyleyim, ben de tembelim, yalnizca belli etmiyorum. Sunu kesfettim durdukca duruyor, yurudukce yuruyoruz. Benzinle ateslenen, elektrikle devam eden hibrit motor gibi, belki tek gereken baslamaktir.

      Hayvan meselesi. Benim hayallerimde var, esiminkinde yok. Bu hayalim pesinden kosulacak turden olursa bir gun bir sekilde kandiririm:)

  10. bahcedenmutfaga dedi ki:

    O kadar yazıyı yazdınız yani…

  11. taslibahce dedi ki:

    Bir ara ben de en bastan okumak istiyorum 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s