Ekim ile Dikim

Bir mucize, bir miras ve bir emanet veya adıyla, sanıyla “tohum”. Ne büyük bir geçmişi, iklimlerin hafızasını, toprağın, Güneş’in, suyun tadını tatmış, bilmiş, toplamış “bir tohum”.  Böyle büyük ve böyle küçük bir şey.

Bu yıl epey bir çeşitten tohumlarımız vardı. Geçen yılın hasadından olanlar, sağdan soldan topladıklarımız, paylaşım ve takas etkinliklerinden gelenlerle dostlarımızdan ulaşanlar… Aşağıda Adıyamanlı dostumuz Zeki Bey’in geçtiğimiz yaz sonundaki sürprizi görünüyor. Büyük bir incelikle, bölgenin yerli tohumlarıyla birlikte, tohumların alınacağı bir kısım meyveyi de göndermişti, ekeceğimiz şeyi bilelim, görelim ve hatta tadalım diye; sağolsun:

1

Daha başka tohumlar da geldi ve öncekilerle birlikte “Ana Tohum” projesinden ve “ağaçlar net”in takas etkinliğinden gelenler de derken yirmiyi aşkın tür ve iki yüze yakın çeşitle baş başa kaldık. Bu çeşitlerin yalnızca 25’ini domatesler oluşturuyor. Anladık ki domateslere ayrı bir zaafımız var. İkinci sırayı sekizer çeşitle biberler ve patlıcanlar paylaşırken, üçüncülüğü de yine ortaklaşa olarak 6 ila 8 çeşit arasında değişen kabaklar, kavunlar ve karpuzlar alıyor.  Diğer tür sebzelerden ise birden beşe kadar değişen çeşitler var.

Aslında şu an gereksiz bulduğum bu kadar çeşidi kendimizi zor tutarak, frenleyerek edindik; yoksa yalnızca domateslerde dahi 200 çeşidi bulmak işten değil. Ama bir yandan merak, sevgi, bir yandan maymun iştahlılık, bir yandan da sanırım her şeyin çeşitlisine alışmış şehirli alışkanlığı derken böyle oluyor. Belki önümüzdeki yıllarda çeşit sayısını giderek azaltır ve böylece en sevdiklerimizden daha fazla sayıda ekebiliriz. Kim bilir belki de bu bir alışkanlık olur ve her çeşitten birer ikişer derken yüzlerce çeşit deneriz. Şu an gerçekten bilmiyoruz. Bildiğimiz şu: Değişik tatlar, renkler kadar bu konuda sadeliğe gitme fikri de hoşumuza gidiyor. Bir yol buluruz…

2

Atalık, evladiyelik, yerli gibi isimlerle dile gelen bu tohumların satışının yasaklanmasıyla, ata mirasının yeni nesillere intikal etmesinin engelleneceğini umanların çok yanıldığı ortada. Satış yok ama zaten paylaşmak daha güzel. Bu konuyla ilgili “Özgür Tohumlar” başlıklı bir yazıyı Meyvelitepe güzelce kaleme aldığından ben de link vermekle (http://blog.meyvelitepe.org/2015/01/02/ozgur-tohumlar/) yetinerek tembelliğe kaçıyorum. Bahsi geçen bu yazıda sanıyorum şu an Türkiye’nin en büyük atalık tohum paylaşım etkinliği olan “Ağaçlar Net Tohum Takas Etkinliği” ile ilgili de detaylı bilgiler mevcut ki Meyvelitepe de bu projenin organizasyonunda büyük emek sahibi olanlardan.

Devam edelim bizim tohum serüvenine. Elimizdeki tohumların 200’e yakın çeşitten oluştuğunu yazmıştım hemen yukarıda; içlerinden yalnızca 8 çeşidi ekemedik. Diğerleriyse ama beşer, ama onar, ama yirmişer kök olarak ekildiler. Maydanoz veya dereotu gibi kök hesabıyla sayamayacağımız pek çok bitki de var tabii.

????????????????????????????????????

Çoğu da çimlendi. Erkencilik istediğimiz çeşitlerin çoğunu mart ortasında, evin içinde çimlendirdikten bir süre sonra dışarıya aldık. Uygun zamanlarda açtık, geceleri ve uygun olmayan zamanlarda da kapattık kapaklarını. Geçen yıl gibi olsaydı her şey, mayıs başında dikimlere başlardık elbet. Ama hem bu yılın iklimi, hem bulunduğumuz bölge, hem de evin ısıtma sistemi geçen yılla aynı değil. Her şeyi aynı yaptıysak da fideler çok uzun zaman bodur kaldılar, ta ki havalar ısınıncaya kadar. Ama sonra, birden bire, günden güne, saatten saate büyümeye başladılar. Sabah başka, akşam başka oldular.

4

Velhasıl, önümüzdeki yıl ekim işlerini havaların durumunu da gözleyerek en azından bir hafta on gün kadar daha geç yapmaya karar verdik. Evin sobalı oluşu ısının çok değişken olmasına sebep oldu; bu da tohumların çimlenmelerini ve gelişmelerini olumsuz etkiledi. Isıtmalı bir seramız da olmadığından biraz sıkıntılı oldu bu süreç.

Malum, iklimimiz ılıman iklim. Kuzey Ege’de 470 m rakım Akdeniz’in yayla iklimiyle benzer özelliklerde. Yani sezon biraz kısalıyor deniz seviyesine göre. Yaz mevsiminin, sıcak ayların zamanı belli; geliyor, geçiyor… Erken baharla geç sonbahar arasında uzanan süreç bilhassa yaz sebzelerinin ekimiyle, bakımıyla ve nihayetinde de hasadıyla geçiyor.

Yetiştirdiğimiz sebzelerin çoğu bu zaman diliminde sorunsuz yetişirken kimilerinden, yani aslında daha sıcak iklimlere ait olup da bize muhacir gelen, sonrasında da artık bizden olan kimi sebzelerden daha fazla ürün almak için hava koşulları henüz onlar için uygun olmasa da tohum ekimlerini yapıyoruz.

Bu erken ekimler daha kontrollü olsun, az mekan işgal etsin, bakımları da kolay olsun diye kaplar, viyoller, seralar ya da daha başka iç mekanlar, yani dışarıdan daha sıcak alanlar kullanılıyor, tohumlar da böylece daha erken çimlenerek, daha erken hasat olgunluğuna erişiyor ve dolayısıyla hasat süresi, yani alınan ürün miktarı artıyor. Fakat, bu erkencilik oyunu için uygun oyuncaklarımız yok. bu durumda ya bir sera yapmamız ya da evin ısıtma sistemini değiştirmemiz gerekiyor. Ya da vazgeçmek bu erkencilik işinden.

Bu yıl bilhassa geçtiğimiz senenin yataklarında ve bir miktar da kompost vasıtasıyla yeni yataklarda kendi kendine çıkan domatesler, kabaklar, kavun ve karpuzlar oldu. Pek çoğunu söktük, çok azını ise ellemedik. Öyle güçlü, öyle kendilerinden emin çıkıyor ve büyüyorlar ki “Niye uğraşıyoruz bu kadar kap kaçakla? Bir hafta on günlük bir erkencilik için mi?” diye soruyoruz kendimize.

Doğru derinliğe ekildiklerinde kaplarda yetişenlerden çok da geri kalmayacaklarına eminim. Hatta böyle kendi çıkanlardan birkaçı bizim yetiştirdiklerimizi geçti bile. Misal domateslerden bir örnek. Aşağıda alt alta verilen fotoğraflardan ilki kendi çıkan, ikincisi de bizim tohumdan fide yetiştirip sonradan toprağa aktardıklarımıza bir örnek. İkisi de aynı çeşide ait bitkilerin ilk meyveleri ve ikisinde de objektif mesafesi aynı tutularak çekim yapıldı. Meyve gelişimlerinde hiçbir fark yok ancak kendi çıkan bitki tüm bitkisel gelişimine bakıldığında daha boylu poslu, dallı budaklı, daha çiçekli ve fotoğrafta her ne kadar yalnızca iki meyve görünüyorsa da diğerlerine göre daha meyveli:

5

6

Diğer taraftan ise bizim yetiştirdiklerimizi geçenlerin yanında geçmek şöyle dursun, farklı farklı yerlerden daha yeni yeni çıkanlar da var:

7

Bir şekilde toprakta kalıp da uygun koşullarda kendiliğinden çıkan tohumların çıkmasında ve gelişmesinde belli ki tohumun bulunduğu derinlik, toprağın güneş alma veya gölgede kalma durumu, tohumun genetik özelliği, zayıflığı, güçlülüğü gibi faktörler rol alıyor. O halde önümüzdeki yıl en azından iki yatakta ve en azından domateslerde yine aynı bitki arası mesafelere tohumları ekmeye niyetlendim. Ama, viyollerdeki gibi tek veya iki tohum değil de misal en az beş tohum gibi. En güçlüsü kalacak şekilde; tıpkı kabak, kavun, karpuz ve benzeri meyvelerin tohumlarında yaptığımız gibi.

Bu arada kabakgilleri viyollere ekmemeye daha geçen yıldan karar vermiştik; kendi düşen tohumlar çimlenip de bizimkilere erişince ve hatta fark atınca böyle yapmanın daha doğru olduğunu fark etmiştik çok geçmeden. Bilhassa kabakgiller kaplarda yetiştirildiğinde kazık kökleri iyi gelişmiyor veya çatallanıyor, değişime uğruyor; bu da kalıcı yerlerine geçtiklerinde daha fazla ve sık sulanma ihtiyacını getiriyor. Misal, karpuz. Doğrudan, çekirdekten tarlaya ekildiğinde bir buçuk metre derinliğe inen bir kök sistemi geliştirebilirken fide olarak tarlaya ekildiğinde kökleri yüzeysel gelişiyor bu durumda da bahsetmiş olduğum gibi daha sık ve fazla sulama gerekiyor çünkü toprak yüzeyden başlıyor kurumaya. Bu yıl doğrudan toprağa ekilen kavunlar, karpuzlar, hıyarlar ve kabaklar gayet iyi gidiyor.

11

Unutmadan, yine kök yapısından dolayı kapta yetiştirilip aktarılmaktan pek hoşlanmayan mısır, günebakan, aynı şekilde bakla, fasulye, börülce gibi baklagiller ve maydanoz, havuç, kişniş gibi maydanozgillerden olan bitkilerin tümünü de geçen yıl olduğu gibi tohumdan ektik toprağa. Daha başkaları da var aslında, düşündükçe aklıma geliyor: pancar, turp…

Böyle saymaktansa erkencilik nedeniyle viyollere ektiğimiz bir avuç çeşidi saymak daha doğru olurdu. Sanıyorum bu konuda bizi en çok zorlayacak olanlar biber ve patlıcanlar olacak. Belki zaman içinde onlara özel değişik ısıtma yolları bularak doğrudan toprağa ekim yapmayı deneyebiliriz. Zaten bu yönde uygulanan pek çok da yöntem var; tekrar keşfetmeye gerek yok. Misal, Ezine’nin ova yerlerinde çekirdekten karpuz yetiştirenler tünel seralar altında ekimleri yapıyor ve havalar ısındığında çoktan çimlenmiş, kol atmaya başlamış olan bitkilerin üzerlerini açıyorlar; bu şekilde aynı toprağa ekilmiş fakat üzeri örtülmemiş bir karpuza göre üç hafta kadar bir erkencilik sağlanabiliyor. Aynı şey domateslerde, biberlerde, patlıcanlarda da uygulanıyor. Gerçi onların tohumları doğrudan toprağa ekilmiyor; önceden hazırlanan fideler tünel seralara dikiliyor, havalar ısındığında örtüler kaldırılıyor ve bu şekilde yine üç-dört hafta kadar bir erkencilik sağlanıyor.

Pek çok açıdan bakıldığında ise, her tohumu kalıcı oldukları yere ekmenin kimi olumsuz veya pratik olmayan yanlarını da inkar edemeyiz. Konuya bir örnek olsun: yağışsız yaz mevsimi geldiğinde toprağın altı nemli olsa da yüzeyi kuruyor ve aşamalı ektiğimiz için böyle zamanlara da denk gelen kimi tohumların çimlenmesi için ekilen o yerleri sıklıkla sulamak gerekiyor. Oysa karışık ekim yaptığımızdan bu iş pek kolay olmuyor. Kimi bitkilerin derin köklenmesi için sularını azaltırken veya bir süre hiç vermezken, kimi bitkilerin de çiçeklenmelerini teşvik için aynı yöntemi uygularken yanlarına –taze tüketim için iki haftada bir aşamalı olarak-  ektiğimiz tohumları çimlendirmek için her gün sulamamız birbiriyle çatışıyor. Sonrasında, yani diğer bitkiler de meyveye yatıp tüm yatak için düzenli sulamaya geçildiğinde bu problem de bir nebze ortadan kalkıyor; bir nebze diyorum çünkü dediğim gibi karışık ekim yaptığımızdan tüm yatakları dolaşmak ve sulamak gerekiyor ve bu iş uzun sürüyor. Oysa viyollere ektiğimizde bu işin aldığı zaman çok ama çok azalıyor.

Çok yazı oldu; araya bir fotoğraf alalım. Aşağıda yataklarımızın genel karakterinden bir örnek var. Domates, hıyar, patlıcan, fesleğen, kadife çiçeği. hepsi bir karede. Gerçi aynı yatakta çeşit sayısı daha fazla; fotoğrafın biraz sağında soğan, petunya, kişniş; biraz solundaysa yer kirazı, reyhan ve biber de var ama böylece konu dağılıyor.

12

Konuyu bağlamak için hemen yukarıdaki fotoğrafta da görülen kıvırcık marulları veya genel olarak marulları örnek verelim. Bir serin iklim veya serin sezon bitkisini sırf çok sevdiğiniz için doğal sürecinden çıkararak yaz mevsiminde de yetiştirmek istediğinizde doğal yöntemlerinizin bir kısmından vazgeçmeniz veya kimi hilelere başvurmanız gerekebiliyor. 26-27 C gibi bir sıcaklıkta dahi tohumun çimlenmesi mümkün olmayan veya çok zor çimlenen marulları havalar ısındıktan sonra viyollere ekmeye devam ederek serin ve gölge bir yerde, günde iki kez iki dakika harcayarak sulamak, çimlendirmek uygun ve kolay oluyor; sonradan yanlarına alacağımız domates veya kısmen derin köklü başka bir bitkinin ilk zamanlarındaki terbiyesini de bozmamış oluyoruz. Aşağıda dördüncü posta marullarımız görünüyor. Tohum ekiminin haftasında çimleniyorlar ve üç hafta kadar sonra da asıl yerlerine alınıyorlar.

8

Aşağıdaki bu fotoğrafta ise, yanlarında susuz terbiye edilen bir bitki olmadığı ve eve çok yakın olduğu, yani bakımı çok kolay olduğu için tohumların doğrudan toprağa atıldığı marul ve karışık yeşil yapraklılar görünüyor. Bilhassa küçük tohumlu bitkilerde bu yöntemle tohum zahiyatı olduğu da bir gerçek. Elle serpme yönteminde hem her zaman daha fazla tohum atmış oluyoruz, hem de dengesizce serperek sonrasında ayıklamayla vakit harcıyoruz ister istemez ama yine de uygun koşullarda tercihim bu yönde. O gün biraz sabır göstererek o küçücük tohumları uygun aralıklarla toprağa ekmek en doğrusu. Böyle yapılmadıysa kimi bitkileri bir kaşık yardımıyla düzgünce çıkararak başka bir yere almamız mümkün tabi. Seyreltmeyi hemen yapmayıp biraz büyüdüklerinde bir bitki yerine on bitkiden bir salata hazırlamak yoluyla seyreltmek de mümkün…

9

Tohumların ekim zamanlarını ise türlerin ihtiyaç duydukları toprak ve hava sıcaklıklarını gözetmekle birlikte, biodinamik takvime göre yaptık geçen yıl yaptığımız gibi. Yalnızca ekimlerini değil, daha sonraki süreçlerde de olabildiğince takvime bağlı kaldık. Ay’ın, gezegenlerin, yıldızların, Güneş’in hareketlerinin Dünya gezegenindeki yaşam formlarına etkisinin takip edildiği bu takvimin oluşma sürecine her ne kadar aklım yetmese de rahmetli Maria Thun ve şimdi de çocukları uğraşıyor, hazırlıyorlar. Bize de uygulamak kalıyor. Farklı bitkiler için farklı ekim dikim günleri, hatta saatleri, bakım işleri…

Tabii ki gök olaylarına göre ekim dikim yapmak tarımın geçmişiyle yaşıt. Tarım kültüründen önce de insanların gökyüzünü okuyarak bir işe kalkıştıklarını veya kalkışmadıklarını biliyoruz. Eski zamanların biraz büyüyle, biraz gizemle, gaipten gelen haberlerle karışık gibi gelen inançları ve yönelişleri günümüzde bilimsel olarak irdelendiğinde, bulgularla sistematiğe oturtulduğunda mantıklı gelmeye başlıyor…

10

Tohumların ekim yollarının üzerinde durmamızın nedeni gayet basit. Doğayı inceledikçe, doğada dolaştıkça, doğanın döngülerini ve çeşitliliğini hayranlıkla izledikçe yalnızca organik tarımın yönergeleriyle, değil, onu da aşan, tohumlanmadan hasada kadar, tamamıyla doğanın ritmine yakın olana ne kadar yaklaşabiliriz merak ediyoruz. Bu yolda yürüyenler var; onlara da saygı ve sevgi besliyoruz. Nihayetinde tohum bu sürecin ilk adımı; tek yıllık olsun, çok yıllık olsun, bitkilerin, büyüyecekleri yerde doğmalarının daha doğru olacağını düşünüyoruz; buradaki “doğru”yu ise sağlıklı, güçlü, dirençli sözcükleri sarmalıyor.  Bitkilerin kimileri ise generatif yoldan, yani tohumdan değil de vejetatif, yani, daldan yapraktan, sürgünden çoğaltmaya çok uygun olduklarından onları biraz ayrı tutuyoruz. O halde kimi istisnalar ile bizim de bu yolda ilerleyeceğimizi belirtmek isterim fakat o istisnaları da zaman oldukça birer ikişer denemek isteriz.

Velhasıl, ektiğimiz tohumlar gibi biz de bu bahçede köklenmeye niyetliyiz. Gerçi biz kapta yetiştik de geldik, aktarıldık, şaşırtıldık buradaki toprağa ama neyse; hayırlısı…

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

20 Responses to Ekim ile Dikim

  1. erol dedi ki:

    hayırlı olsun, ağır ağır, (ama)yüklü yüklü, kocaman işlerle yürüyor bahçede işler
    burada zaman daha süratli. bahçede iki post arasına dünya kadar anlatacak, evren kadar resim sığdırıyorsunuz
    DAHİLİ İŞLER -2014, yaz- başlığına da yeni bir yorum bıraktım belki yolunuza çıkar

    • taslibahce dedi ki:

      Sağolun, ağır aksak ama keyifli bir oyun bu. “Dahili işler”e ahşap işleriyle ilgili bir link vermişsiniz, şimdi gördüm, birazdan bakarım; hoşçakalın…

  2. erol ç dedi ki:

    ha evet istanbul’dan Evren Seda Kerim diye iki arkadaş
    (alakasız: ismimdeki “ç” harfini türkçe karakter kabul ediyor mi iliştirdim)

  3. erol dedi ki:

    bir mail yolladım size

  4. Asmalıtepe dedi ki:

    Ekim dikim konusunda ,bilhassa domateslerimdeki gelişim dengesizliği konusuda aramayı düşündüğüm tüm soruların cevabını yazınızda buldum. Teşekkürler.

    Size bir araştırma sözüm vardı: Hiç unutmadım hep aklımda oldu ama; Şehirde sorduğum, araştırdığım hiç bir mercii veya kişilerden bilgi alamadım. Tek umudum uzak köyler ve eski çiftçilerdi , onlara da ulaşmak mümkün olamadı…Yani Karakılçık denen atalık buğdayımız yaşıyor mu yaşamıyor mu öğrenemedim. Bu noktada şunu demek isterim; Sizler insanlığa hizmet ederken bizim de çorbada bir zerre tuzumuz olsun isterdim olmadı. Özür dilerim.

    Hep diyorum ya siz gençler bu konuda şanslısınız. Doğanın, ekolojinin, organiğin farkında olmak erken yaşlarda olursa kendinize de çevreye de olumlu katkınız olur. Geç kalmışız, bilincimizi çok fazla uygulama şansımız kalmamış kendi adıma.

    Elinize ve emeğinize sağlık.

    • taslibahce dedi ki:

      Teşekkürler Asmalıtepe; sevindim paylaşımların işinize yaradığına. Karakılçığı dert etmeyin; bizde tohumlar var 🙂 Denk düşer de öğrenirseniz hala oralarda ekilip ekilmediğini yazıverirsiniz zaten…
      Hoşçakalın…

  5. erol dedi ki:

    fotoğraflar ve sair şeyler için mail gönderdim size

  6. ozgur yuksel dedi ki:

    merhaba keyifle okuyorum yazılarınızı.Evinize küçük bir ev hediyesi göndermek istesem (okunacak bir şeyler).Bana adres bilginizi vermeniz mümkün mü?.İstanbul yada orası.

    • taslibahce dedi ki:

      Sağolun; çok memnun oluruz. Kargo şirketleri köye çıkmıyor; Yurtiçi veya Aras kargonun Altınoluk/Balıkesir şubesinden alabiliriz. Ara sıra o taraflara yolumuz düşüyor zaten…

      • ozgur yuksel dedi ki:

        Tekrar merhaba,
        Çok özür diliyorum fakat bütün yazılarınızı okudum ama sizin adınızı soyadınızı bilmiyorum.Kargo şirketine isim soy isim ve telefon vermem lazım. Bana mail atarsanız gönderme şansım var.
        Saygılarımla

      • taslibahce dedi ki:

        Özgür bey merhaba; mail adresinizi gönderirseniz ben de telefonu gönderirim. Volkan Yalazay

      • erol dedi ki:

        hocam ben de mail yazıyorum fakat buradan duyurmadan dönüş yapmıyorsunuz
        🙂

    • Ozgur karasu dedi ki:

      Ozguryuksel.karasu@gmail.com biraz bile olsa evinize katkım olursa ne mutlu bana

  7. erol dedi ki:

    hocam, yahoo mailinize yazıyorum bazı küçük ve önemli şeyler ama
    spam’a mi düşüyor, siz görüyor musunuz mailleri

  8. Göknur Aşçı dedi ki:

    Merhaba Taşlıbahçe 🙂 Yazılarını ilgi ve merakla okuyor, meraklı olan kimselerle de paylaşıyorum mutlulukla. Sevdiğin, huzur bulduğun hayatın içinde olman çok güzel ve imrendiğim bir şey:) Eşine ve küçük prensese sevgiler. Yazılarını merakla bekliyorum, kal sağlıcakla.
    Göknur

  9. taslibahce dedi ki:

    Göknur merhaba 🙂 Sağolasın; sen de kal sağlıcakla…

  10. Mualla dedi ki:

    Sevgili Taşlıbahçe, mail gurubundan yazılarınızı takip ediyordum ama iki gündür tamamını okuyorum, emeklerinize ve yüreğinize sağlık. Maydanoz, dereotu, marul vb. bitki tohumlarını ince dere kumu ile karıştırıp saçarsanız homojen dağılım olur. Kolay gelsin, ürünleriniz bol olsun.

    • taslibahce dedi ki:

      Teşekkürler 🙂 Dereotu için bu yöntemi uyguladık sonbaharda, işe yarıyor. Marulları ise serpmiyoruz artık, viyöllerde yetiştiriyoruz; maydanozları ise bir karış arayla para büyüklüğünde bir yere 15-20 kadar tohum atarak üzerlerini ıslak kartonla örtüyoruz, filizlendiklerinde kartonları kaldırıyoruz. Büyüdüklerinde kestiğimiz vakit bir demet maydanozumuz oluyor. Sırayla hasada devam ettiğimizde sıra en başa geldiğinde büyümüş oluyorlar ve yeniden demet demet hasada devam ediyoruz. Kaç kez başa döndük artık saymıyoruz 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s