MİŞLİ GEÇMİŞ

Yine açıldı ara.  Eşyaları yüklenip geleli oldu birhayli; bu zaman içinde yapılan kimi işler de oldu haliyle. Zamanında paylaşmış olsaydım bu kış vakti böyle sezon sonu, böyle domates kokulu uygunsuz bir yazı yazmamış olurdum. Zamansal gidişatı bozmamak adına kısaca bahsetmek niyetiyle kaldığımız yerden devam diyorum.

Bu arada elektiriğimiz yok hala… Her zaman olduğu gibi yine “çok yakında” diyerek kapatıyorum bu konuyu ama bu kez gerçekten çok yakında ışıkları yanacak Taşlıbahçe’nin. Yazı yazmamamın asıl nedeni de bu aslında. Haftada bir aşağıya indiğim sırada gittiğim internet kafenin kalabalık nüfusunu oyun oynayan gençler oluşturunca ortam heyecanı artıyor, Taşlıbahçe’nin genel ruh halini böyle bir yerde yansıtmak zor.

6 Aralık. Soğuklara direnmenin domateslerin dünyasındaki sınırlarını merakla bu tarihe kadar bahçeyi bozmadık. Domatesler kimi yaprakları kuru, kimileri yeşil bir halde meyvelerini kızartmaya devam ediyorlar…

1

…Meyveler yaz hallerine göre oldukça irileşmiş olsalar da açıkçası hem tatları, hem de kaliteleri aynı değil. Koparıldıktan sonra dayanma süreleri de daha az.

2

Ve böylece 7 aralıkta son hasadımızı bir daha bu kadar geciktirmeme kararıyla yapmış olduk. Aşağıdaki fotoğraf aslında son hasadın dörtte üçü. Bir kısmını bir gün öncesinde turşu yapmak isteyen arkadaşlara vermiştik. Bize kalanlardan yeşillerin çoğunu turşu, kırmızıların hepsini sos olarak değerlendirdik.

3

Geri kalan yeşilleri de pencere önlerine, karton üzerine dizdik kızardıkça yemek üzere. Köyde bu işi, domatesleri kurumuş çam pürçüğü üzerine dizerek yapıyorlar. Yaralı olanlar hızlıca çürürken sağlamların sorunsuzca kızardığını gözlemledik. Yine de tatları bizi tatmin etmediğinden sonraki yıl bu işi yapmamayı düşündük. Tadında bırakmalı her şeyi. Aralıkta taze domates yememek yemekten daha iyi sanırım.

4

Domates hasadının ardından sıra geldi zeytin hasadına. Bizimkiler zaten üç beş küçük ağaççık. Başladığımız gibi bitiyor toplamak. Diğer taraftan birkaç senedir arkadaşların zeytinliğinde çalışarak işi az da olsa öğrenince bu sezon, köyün bakımsız, gübresiz ve bu eksilere nazaran olabildiğince doğal zeytinliklerinden birine ihale usulüyle talip olduk; küçük bir ekip kurarak işe giriştik ve bir haftada kotardık. Burada maalesef bu esnada çekilmiş tek bir kareye bile yer veremiyorum. Öyle tempolu bir iş ki, yalan değil, gerçek, fırsat bulamadım.

Zeytinlerin çoğunu taş baskı, bir kısmını da kontini sistemde sıktırdık. Taş baskının bilhassa çiğ yağı ve kuru baskı yağı bir başka oluyor. Taze, meyvemsi bir tat.

Fabrikada elekten geçirip irilerini ayırdığımız zeytinleri de sofralık olarak değerlendirmek üzere eve getirdik. Siyahlar bir yana, alaca ve yeşiller (sarılar desek daha doğru) bir yana, ezikler, yaralı bereliler, zeytin sineği tarafından tadılmış olanlar da diğer yana. Son grup dip zeytinine katılarak sıkıoldılar, sabunluk yağ için.

5

Yağını aldığımız, bir kısmını sofralık ayırdığımız bu zeytinlerin çeşidi “Edremit Yağlık” İri bir zeytin değil ancak yağ oranı yüksek olduğundan ve belkiş daha başka nedenlerden dolayı sofralık olarak değerlendirildiğinde de lezzeti yerinde bir çeşit. Hatta bu zeytinin tadını alanların, sonrasında başka bir zeytine pek yüz vermemeleri yüksek ihtimal. Gerçi öyle olsa da her zeytinin kendine has bir tadı, kendine yakışan bir yapım usulü var.

Bizimkileri pek çok farklı yöntemde denedik; siyahlar en iyi “teneke sele” yönteminde kendini ifade ediyor gibi geldi bize. İşlem basit; zeytinin kilosuna göre % 3 oranında tuzu bir sıra zeytin, bir sıra tuz şeklinde serptikten sonra çok az yağ eklenerek kapak kapatılıyor ve üç beş günde bir teneke çevriliyor. İki ay sonra hazır. Kendi acı suyu içinde, lezzetini salamura suyuna geçirmeden kendi halinde oluyor. Yeşilleri ise halen deniyoruz; bir öyle, bir böyle… Henüz bizi tam anlamıyla tatmin eden bir sonuca varamadık ama genel geçer bir lezzeti yakaladık. Şu an denediğimiz birkaç yöntem daha var bizim için yeni olan; onlar da olduğunda yeşiller için de bir karara varmış oluruz artık.

Biz zeytinlerle uğraşadururken zamanı geldiğinde bir buğday başağı her buğdayını yeşertmiş…

6

Anlatacak çok şey var… Diğer yandan işlere gelirsek; şu an için planımızın bir buçuk ay gerisindeyiz. Öyle yağmurlu, fırtınalı, karlı bir kış geçiriyoruz ki bahçede çalışabilmek çoğu zaman mümkün olmuyor. Yine de iki arada bir derede pek çok iş halloluyor yavaş yavaş; çoğu bahçeyle ilgili bu işleri başka bir yazıya bırakıyorum…

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to MİŞLİ GEÇMİŞ

  1. Kaos Yayinlari dedi ki:

    merhaba volkan, istanbul ağaçları çalışmanla ilgili sana mail atmıştım aldın mı?selamlar gazi

    • taslibahce dedi ki:

      Merhaba Gazi abi; evet aldım, Kaos yayınlarının yahoo adresi üzerinden cevap yazmıştım. Buralara ne zaman gelirsiniz, bu kez muhakkak görüşelim, kolaygelsin, sağolun…

  2. yasemin dedi ki:

    Teknolojiye o kadar çok alıştık ki, elektrik olmadan nasıl yaşanır neredeyse unuttum. Oysa ki, annanemlerin evinde buzdolabının olmadığını ve yiyeceklerin türlü türlü şekillerde saklandığını çocukluğumdan hatırlıyorum. Hayatımızın büyük bir bölümünü kaplayan, hatta bizim müsaade etmemizle gaspeden, TV, internet vs gibi aletlerden uzak olarak da kendinize, ailenize ve özellikle çocuğunuza ne kadar çok vaktinizin kaldığınıda az çok tahmin edebiliyorum. Kızınız çok şanslı :)Taşlıbahçe’de elektriksiz rutin hayat nasıl geçiyor merak ettim doğrusu 🙂

  3. Sinan dedi ki:

    Elektrik olmaması birçok açıdan kötü bir durum olarak düşünülse de bazı durumlarda iyidir. Günlük zamanda kendinize, ailenize, hayallere, gerçekten yapmak istediğiniz şeyleri yapabilmenize elektriksizliğin olumlu anlamda etkisi vardır diye tahmin ediyorum. Ben de böyle bir hayata geçtiğimde elektriğin hayatımda olmamasını istiyorum. Çünkü beraberinde imkan getiriyor. Bu imkanların bazıları yararlı (buzdolabı, çamaşır – bulaşık vs.) olsa da bazıları kaçmaya çalıştığımız sıkıcı hayatlarımızı göçtüğümüz yerde tekrar kurmamıza neden oluyor. Gökçeada’da Tepeköy adında eski bir Rum köyüne gitmiştim. Köyde evler, kahvehane, okul, kilise tüm binalar taş yapılardı. Hepsi çok eskiden yapılmışlar. Bir zaman sonra köye elektrik, su vb. altyapılar gelmiş. Herkes doğal olarak bunları almış. Sadece bir evin dışında. Adını tam olarak hatırlayamadığım Rum asıllı Fransız bir yazar. Evi sadece restore ettirmiş ve özgünlüğünü hiçbir şekilde değiştirmemiş. Kahvede dinlediğimiz kadarıyla kadın kitaplarını yazmak turizm sezonu dışında buraya gelirmiş. İşte böyle.. Yazılarınızı merakla bekliyor ve takip ediyoruz. Sağlıcakla.

    • taslibahce dedi ki:

      Yasemin hanım, Sinan bey; elektriğin bağlandığı ağın içinde yaşadık doğduğumuzdan bu yana. Temmuzdan itibaren de biraz bilerek geciktirdik bu işi, yakında bağlanıyoruz yeniden ancak bu geçen sürede elektriğin yaşamak için değil de alışkanlıklarımızı sürdürmek için gerektiğini idrak edebildik. Şimdi bunu idrak etmiş olarak ne diye elektriğe bulaşıyorsunuz diye sorarsanız, suçu hanıma atabilirim kolayca 🙂

      Basitleşmek ama ne kadar? Çamaşır en büyük derdimiz oldu. Onun dışında aslında her şey kolay. Evet, internetimiz de yoktu, o da benzer bir şekilde dışarıda kaldı bu zamana kadar. Birkaç gün önce VINN aldık nihayetinde. Oldukça sınırlı, evin bir yerinde çekiyor yalnızca. Kuracağımız elektrik sistemi de güneşe bağlı olacak, yani o da sınırlı. Bu iki kaynağın olmaması tabii ki bizi biraz kendi içimize döndürdü. Ritmimizi doğaya göre ayarladık ister istemez. Hava kararınca kısa bir süre oyalandıktan sonra yattık, güneş doğmadan evvel uyandık. Yazın da böyleydi. Yorgunluğumuz aynı olsa da kışın daha fazla uyuduk. Biraz ağırlaştık, yavaşladık.

      Şimdi elektrik geldiğinde muhtemelen bu ayar biraz değişecek ama eskisi gibi olmayacağı da kesin gibi. Evin tek eğlence kaynağı radyomuz için artık pil almayacağımız için mutluyum. Çamaşır derdimiz biteceği için mutluyum. Lambanın düğmesine bastığımızda ışığın yanacak olması ise nedense heyecanlandırmıyor. Alıştık galiba. Gece uyandığımızda artık fenersiz olarak rahatça turlayabiliyoruz evi. İnsan denilen mahluğun eskiden kalma türlü yetilerinin bir kısmını keşfettik bu sürede… Umuyoruz ince ayarımızı tuttururuz.

  4. Emel Çelik dedi ki:

    Yeni yıla girdiğimiz sıralar yağan kar ve şiddetli rüzgar nedeniyle, bizde de (İzmit,Yuvacık) çok sık elektrikler kesildi. Hatta bir keresinde üç gün gelmedi. Kendimizi modern dediğimiz hayata o kadar uyarlamışız ki, sudan çıkmış balığa döndük. Elektrik olmayınca hiç bir cihaz çalışmıyor. Isınma dahil, yıkanma dahil. Hadi bunları biraz erteledik diyelim. Oğlumun işi internet üzerinden. Evden internetle çalışıyor. Onun için çok daha fazla sorun oldu tabii ki.
    Alternatif çözümler düşünülmüyor ne yazık ki. konutları yaparken. O şiddetli fırtınalarda,” bu rüzgardan ne güzel elektrik elde edilirdi şimdi” diye düşünmeden edemedim.
    Bizim ülkemiz gibi bu kadar bol güneş alan bir ülkede güneş enerjisi kullanımının düşük oluşu inanılmaz. Bazıları evlerinin bahçesinde elektrik üretme çabasındalar. Bakalım biz ne zaman bu aşamaya geleceğiz. Aşağıya verdiğim linkte bununla ilgili bir haber var. Benim çok hoşuma gitti, paylaşayım dedim.
    https://ekogazete.wordpress.com/2015/01/03/elektriginiz-evin-hemen-yanindaki-agactan/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s