Manzara Sevdası -Nisan-Mayıs 2014-

Nisanın son günleri ile mayısın ilk günleri Taşlıbahçe’nin bağrında bin bir iş, bin bir seyir, bin bir şaşkınlıkla geçti. Şimdiye kadar hiç çekmediğim kadar fotoğraf çektim.  Normalde fotoğraf için özel bir zaman yaratmaya çalışırım ama bu kez öyle olmadı, makine hiç çantasına girmedi; ellerim toprakta çalışırken başımı kaldırdığım an koşup ellerime poşet geçirip birkaç poz çektikten sonra yeniden çalışmaya devam edip durdum. Manzaralarla ilgili fotoğrafların çoğu hep böyle iki arada bir derede çekildi.

Manzara sevdası ve fotoğraf; güzel ikili. Ama, böyle yerlerin insanı alıp götürmesi gibi yorgunluktan bitirmesi de var. Manzaralı yerler doğası gereği eğimli yerler aynı zamanda. Bizimki de öyle; dolayısıyla bu eğimli toprağımız bize çok iş çıkarıyor çıkarmasına da, doğrusu değiyor. Bu seyirlik haller için biraz daha çalışmayı, biraz daha yorulmayı gönülden kabullendik. Gülü seviyoruz, dikenine de katlanıyoruz…

Bir haftalık ziyaretimizin ilk günü günlük güneşlikti ve bir de son günü. Arası yağmur, yağmur, yağmur… Aralarda bulutlar indi, geldi gitti, dağlar kayboldu, geri geldi. Daha önce “Laputa”da yazdığım gibi birbirinin peşi sıra dizilen muazzam güzellikte gök ve yer atışmalarına, muhabbetlerine daldık gittik…  Onlar çaldı, onlar söyledi, bize bakakalmak düştü.

1-manzara-14

Taşlıbahçe ilk gün böyle yeşiller içinde karşıladı bizi. Bahar geldim diyor, her yer benim diyor… Yeşil demeye dilim varmıyor. Sanki tüm bu renklere yeşil deyince haksızlık olacakmış gibi geliyor. Yeşil, ama bu yeşilse bu yeşil ne? Yeşilin bin tonu demek de doyurmuyor beni ve burada bırakıyorum; betimlenemeyecek kadar coşkulu ve güzel.  Susmak en iyisi ama bahar işte, kuşları nasıl cıvıldatıyorsa insanları da bir hoş yapıyor, biraz da gevezelik veriyor, arkasından da dut yemiş bülbüle döndürüyor…

 

2-manzara-14

İkinci günümüz de güneşli geçti çoğunlukla, aralarda bulutların gölgesi de düştü. Akşama doğruysa güneş dağların arkasına çekilmeye başladığında, bir pembelik, bir buğulu bakış, bir iç çekiş örtmeye başladı baharın coşkusunu. Böcekler bile sessiz uçuyorlar sanki bu vakitler.

Çalışılmış, yorgun düşülmüş bir günün değeri bu vakitte kendini buluyor ama yalnızca bu vakitte değil, bu gökyüzü altında, bu dağın karşısında, bu toprağın üzerinde. Yorgunluğumuz burada ve burası için. İşte tüm bunlar sızlayan kaslarımızdan aldığımız keyfi yüceltiyor.

Tam keyiflenmişiz, mayışmışız, gece böyle usul usul gelir demişiz. Yukarıdaki bu manzaraya baktığımızda saatimiz de yediye çeyrek varken, çok geçmeden, gerçekten de çok geçmeden, beş dakika sonra bölük bölük bulutlar, fark ettirmeden, usulca yanaşarak gelmişler nasıl geldilerse ve bir anda sarıvermişler dört yanımızı.

3-manzara-14

Öylece bakıyoruz, kalabalık gelmiştik, herkes birbirini çağırıyor, kimimiz oturuyor, kimimiz ayakta, bakıyoruz, nereden geldi bu bulutlar, beş dakika önce yorgunluk kahvemizi yudumlarken her şey sakin ve her şey buğulu, her şey tozpembe değil miydi?

 

4-manzara-14

Ve on bir dakika sonra manzara bu kez böyle. Karşı dağın başını okşayan yumuşak bulut bakanın uykusunu getiriyor. Kendi başımda, çocukluktan kalma anne elinin yumuşaklığını ve uykunun ağırlığını hissediyorum. Doğayla bir olmak böyle bir şey mi? Bulut dağı uyutmaya çalışırken bize de hadi yatın mı diyor?

 

5-manzara-14

Ama yok, bu kez kanmıyoruz ve daha önce yaptığımız gibi ormana yürüyüşe çıkmaya niyetleniyoruz; hemen arkadaki küçük dere boyu bulutlar içinde, kavaklar olabildiğince sakin ve hafif.

 

6-manzara-14

Küçük bahçemiz de öyle. Bugün Ege’de değil de Karadeniz’de olacağı tutmuş. Eriklerin çiçeği geçmeseydi Japonya’da da olurmuş.
Buradan sonra biraz daha yürüdük, ormana girdik ancak hava karardı, yağmur başladı ve döndük Taşlıbahçe’ye.  Sonraki gün de benzer sürprizler hazırlıyormuş meğerse…

 

7-manzara-14

Öğle saatlerinde işe güce dalmışken sağlam bir yağmur içeriye kaçırttı bizi, derken muazzam bir manzarayla yeniden dışarıya fırladık.  Laputa göründü yine, yine uçuyor karşıki dağ, yine bulutların üzerinde…

 

8-manzara-14

Bulutların içindeyiz ya, adına sis diyemiyoruz; böylesi daha güzel, sis gibi çökmüyor, bazen hızlı, bazen yavaş akıyor, dönüyor, yükseliyor, alçalıyor…  Gördüğümüz her manzara anlık oluyor, tam sindiremeden bir yenisi geliyor, tadı hep damakta; bir önceki fotoğraf da, bu çamlı olanı da, aşağıdaki de, hepsi aynı dakika içinde olanlar…

 

9-manzara-14

Tütüyor dünya, sıcak sıcak tütüyor, ılık ılık tütüyor, serin serin tütüyor…

 

10-manzara-14

Sonra saat beşe doğru böyle bir hal alıyor.  Gökyüzü kurşun gibi ama bahar gelmiş, aralanan bir yerden güneş ışığı saçılmış, dağılmış, bahar böyle gelmiş. Yeşiller en sıcak yeşillerden olmuş. Ne yağmurdan, ne yeşilden, ne çiçekten, ne buluttan, ne de güneşten geçmez bahar; hepsi onun…

 

11-manzara-14

İki saat sonraysa yine dumanlar. Gördüğümüz yeter, saklayın bu dağı demedik, seviyoruz bu dağı ama koca dağların saklanması da seyirlik doğrusu.

12-manzara-14

Bu kez öğlen vaktindeki gibi değil; daha hafif ama biraz da kasvetli gibi… Umut dediğimiz tohum ise köşeden bir yerden filizleniyor, ışıyor, kendi bulutların ardında da olsa ışığı yetiyor…

 

13-manzara-14

Saat yedi civarındaysa sürpriz! Sürprizlerin en güzeli; otobüste gördüğümüzde, yanımızda oturan ama tanımadığınız yolcuya dahi göstermek istediğimiz, paylaşmak istediğimiz, paylaştıkça güzelleşen gök kuşağı nedense başlı başına bir heyecan ve mutluluk kaynağı.  Bir kişiye fazla gelen bir mutluluk bu. Herkes birbirini çağırıyor yine “Gökkuşağı!”…

 

14-manzara-14

Yanımızdaki tepeyi taçlandırmış… Uzaklara doğru biraz silinmişse de hiç önemli değil. Yarısı da yeter, yarısından azı da…

 

15-manzara-14

Ve son günümüz de böyle günlük güneşlik… Bu tatilin bir ilk günü, bir de son günü böyleydi. Arası hep bulut, hep yağmur, hep duman…

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Manzara Sevdası -Nisan-Mayıs 2014-

  1. asmalıtepe dedi ki:

    Bu da çok güzeldi. Yaşanan güzel ve özel bir gün ancak bukadar güzel anlatılırdı. Kuzum doğa ve doğa olayları acaba sizin oraların (Kaz Dağları) coğrafi yapısı ile ilgili mi bu kadar farklı..Gerçekten çok ilginç. Anlatımınızla bizi de içine alıyor bu güzellikler. Tasfir konulu bir kitap yavaş yavaş gelişiyor..Allah tamamına erdirsin.

  2. Fatih Kalkandelenli dedi ki:

    Bir roman tadındaki bu tutkulu tasvirler için diyecek söz yok……. Çok güzel bir yazı olmuş ve fotoğraflar da o anları yaşatıyor doğrusu.
    Emekleriniz ve düşlerinizle dolu eviniz ve toprağınızda size mutluluklar diliyorum.

  3. adem dedi ki:

    selam,boyle meyilli tarlalara kepceyle tarim amacli teras yapmak icin ozel izin gerekiyormu?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s