Falı da olur, Favası da: BAKLA -Nisan 2014-

İlk kez babamın köyünde görmüştüm topraktaki halini; iç baklayı öyle çiğ çiğ yemiştik, sevmiştim. Kurusunu da yine çocukken falcı bir kadının ellerinde görmüştüm. Falıma bakmıştı, baklaları önüne dağıtıp yanyana gelişlerini okumuştu. Yıllar geldi geçti, favayı öğrendik, sevdik; şimdi ekiyor, biçiyor ve topluyoruz…

Ağaç fidanlarını saymaz isek ilk göz ağrımız da sevgili baklalar oldu. Gerçi onlardan önce roka, tere, ıspanak tohumları serpmiş, arpacıklar ekmiştik ama baklalarla nedense ayrıca ilgilendik. İlgilendik derken de çok üzerlerine eğildik, “bir dediklerini iki etmedik” demiyorum, yalnızca onları tanımak, gelişmelerini izlemek için fazlaca istekliydik.

Gıdadaki yeri, yüksek bitkisel protein içeriğinden gelirken bizi kendine çeken daha başka özellikleri de cabası. Baklanın da (Vicia faba) kardeşleri fiğ ve burçak (diğer pek çok Vicia türü) gibi toprağa iyi gelen bir şifası var. Gerçi onun bu şifası kendine sevdasından geliyor. Kendi gelişimi ve bilhassa soyunun devamı için bağladığı azottan bahsediyorum. Aşağıda yeri geldikçe biraz daha bahsederim.

Bakla, baklagillere kendi adını vermiş baklalı otsu bir bitki. Bu yalnızca Türkçede değil, bilimsel isminde de geçerli, bitkinin cins ismi “Vicia”, tür ismi “faba”, familyası da “Fabaceae”, yani “Baklagiller”.

Toprağımızın bulunduğu yer bakla yetiştiriciliğine uygun bir bölgede olmakla birlikte Türkiye’nin kuru bakla ihtiyacının % 70’i de kuzey Ege’den sağlanıyor. Çanakkale ve Balıkesir bu yüzdenin eş sahipleri.

1-bakla

Türkiye coğrafyasının sıcak ılıman kuşağı baklanın anayurdu kabul edilen bölge içerisinde olduğundan, doğal yollarla bakla yetiştirmek ve ürün almak işin en güzel yanı. En doğalı ise şu olurdu: Doğası gereği yaz ayında toprağa düşen, kendi yaprak ve gövdesi altında kalan bakla, kurak yazın ardından başlayan sonbahar yağmurlarıyla filizlenir ancak böceklere de bu sırada yem olabilir.

İşi bu kadar doğal yapmak ve baklayı yem etme riskine girmek yerine, bizim için de, doğa için de uygun olan sonbahar ekimine kadar baklayı emin ellerde saklamak, sonra ekmek ve doğaya bırakmak, ardından da hiçbir sulama faaliyetine girişmeden, kurak havalar başlayana kadar baklaların olgunlaşmasını seyretmek ve toplamak. Bu mahsulü güvence altına almak için daha uygun bir yol, herkesin yaptığı da bu zaten. Ama diğerini de denemek isteriz sonraki zamanlarda.

Baklanın doğal yayılış alanlarında sonbahar ekimi uygunsa da kışın hava sıcaklıklarının -10 dereceye düştüğü, sağlam kışı olan yerlerde ilkbahar ekimleri en uygunu olur. Bu durumda da hasat geç olur, yağmur yoksa sulama gerekir haliyle.

Biz üç farklı zamanda ektik. Ekimde, kasımda ve şubatta. Ekimde ektiklerimizi nisan başında iç bakla olarak, kasımda ektiklerimizi yine aynı zamanda bütün halde yemeklik olarak, şubatta ektiklerimizi yine aynı zamanda çiçekteyken biçerek azotundan faydalanma amacıyla kullandık.

Böyle yapmamızın asıl nedeni ise buraya geliş zamanlarımızın belli olması, geldiğimizde ise üç amacımızı da aynı anda gerçekleştirmek istememiz. Diğer taraftan tabii ki farklı dönemde ekilenleri farklı zamanlarda aynı amaçla da kullanabilirdik. Ekim zamanlarını, gelişimlerini biraz olsun tarif edebilmek için de verdim. Bu arada tohum ekim derinliği baklanın güçlü filizlenme yetisinden dolayı çok rahatlıkla 5-6 cm derine yapılabilir, duruma göre (canavar otu mücadelesi) 10-11 cm kadar aşağıya da gömülebilir.

2-bakla

Yuvarlayarak sonbahar ekiminden devam edelim. Sevgili bakla, sonbaharın ılıman havasında filizlendikten, grimsi yeşil yapraklarıyla kendini gösterdikten sonra kış boyunca fazla bir boylanma yapmaz, baharın gelmesini, havaların ısınmasını bekler.

3-bakla

Bahara doğru hareketlenmeye başlar, sonrasında da alır başını gider.

4-bakla

Tekli, çiftli veya çoklu gövdelerinin dört köşeli bir yapısı vardır; içleri boş olmasına rağmen bir metreden fazla yükselebilir ve bitkinin tüm ağırlığını taşır. Çeşidine göre, toprak yapısına ve yağışa göre boyda da azalmalar, yükselmeler olur. Aynı etkenler bitkinin boyunu etkilediği gibi bakla büyüklüğünü ve tane büyüklüğünü de belirler.

5-bakla

Bazen bahardan önceki yalancı sıcaklarda ama çoğunlukla bahar geldiğinde çiçeklenir. İrice, güzel bir çiçeği vardır, beyaz üzerine siyahtan mora veya kahverengine gönen kadifemsi lekeler ve kırçıllarla süslüdür. Beyaz veya beyazdan eflatuna dönen renklere sahip çeşitleri de vardır.

Bu güzel çiçekler döllendikten kısa zaman sonra baklaya dönerler; şayet biçilmeden bırakılırlarsa. İnsanın aklına haklı olarak “Baklaları hasat etmek ve afiyetle yemek varken ne diye biçilsin?” diye bir soru gelebilir.

6-bakla

Derin bir kazık kök sistemine ve gelişmiş saçaklanmaya sahip bu köklerde görünen pembemsi bezeler bu sorunun cevabı. Baklalar çiçek aşamasında biçildiği takdirde köklerinde en üst seviyeye gelmiş olan azot bezeleri, bitkiyle bağı yok olduğundan toprağı azot bakımından zenginleştirmiş olur. Biçilen yapraklar toprağa karıştırıldığında da bu yeşil aksam içerisindeki azot ve diğer maddeler de toprağa karışarak bir taşla iki kuş vurulmuş olunur ki bu nedenle bakla ve diğer pek çok baklagil bitki “yeşil gübreleme” için tercih edilir.

Azot, canlılar için “hayati” öneme sahip bir element. Havada da gaz halinde (N2) % 78 gibi yüksek oranda bulunuyor. Buna karşılık bitkiler, yani besin zincirinin birincil üretken türleri bu azotu doğrudan kullanabilme yetilerine sahip değiller. Burada da bazı bitkilerin yardımına bazı bakteriler yetişiyor. Bakla kökleri belli bir boya eriştiğinde toprakta bulunan Rhizobium bakterileri bu köklerde kolonileşerek gözle görülen bu pembemsi bezeleri veya başka bir deyişle nodülleri oluşturuyorlar. Serbest haldeki azotu bu bezelerde bağlayarak bitkinin rahatlıkla alabileceği forma (NO3) dönüşme sürecini başlatıyor, yardımcı oldukları bitkilerden de bunun karşılığı olarak ihtiyaç duydukları besini alıyorlar.

İyi bir işbirliği, iyi bir alış veriş. Çoğunlukla kurak ve azotça fakir topraklarda ortaya çıkmış bu ilişki anlaşıldığı üzere bir tesadüf değil. Azot bağlayabilen bakterilerle birlikte çalışan bitkilere baktığımızda çoğunluğunun böyle yerlerde evrimleşmiş türler olduğunu görürüz. Yaşam bir şekilde yolunu buluyor. Baklagil ailesinden her bitki böyle bir işbirliği içerisinde değilse de pek çoğu için vazgeçilmez bir huy, bir gelenek, bir var olma yolu. Bu birlikteliğin görüldüğü türler açısından da en zengin familya baklagiller. Otu, çalısı, ağacıyla pek çok tür böyle.

6b-bakla

İşte bu nedenle yukarıda görünen yatağı henüz çiçekteyken aşağıda göründüğü gibi biçiverdik…

6c-bakla

Oldukça zor oldu. İçleri boş olan saplar tahmin edileceği gibi hiç güç kullanmadan biçildiler, zor olan biçmek değil, biçmeye karar verebilmekti çünkü o kadar güzel görünüyorlardı ki kıymak zor oldu. Eğer bu yatağı yazlık sebzeler için ayırmış olmasaydım muhtemelen baklaları yalnızca seyreltir ve bırakırdık. Gerçi göründüğü gibi yatağın kenarlarında bir sıra baklayı da bıraktık. Geri kalan yerlere de uygun yazlık sebzeleri diktik.

Biçtiğimiz gövde ve dalları ise toprağın üzerine yaydıktan sonra toprağa karıştırmak hem toprağa verilen azot miktarını, hem diğer besi maddelerini, hem de bunlarla beslenecek olan mikroorganizma nüfusunu arttırabilme özelliğine sahipler. Ancak, bu işi yaptıktan sonra fideleri dikene kadar en az üç hafta geçmeli ki (yaprak ve sapları kaba veya ince bir şekilde parçalama şeklimize göre değişkenlik gösterir) topraktaki faaliyetler fidelerin hayrına dengesini bulsun. Bizim vaktimiz yoktu, biçtikten sonra bir haftamız vardı en fazla; yine de denemişler midir diyerek Meyvelitepe’yi aradım, aynı fikirdeydiler; yapılacak tek bir iş kalmıştı, biz de onu yaptık: Aldık sap ve yaprakları doğruca komposta attık.

NOT: Bu yazıyı ilk kaleme aldığımda ipin ucunu kaçırarak azot döngüsüne, kimyasına, azotun iyi yanına, kötü yanına, azlığına, çokluğuna, altına, üstüne bakmıştım ancak sonradan başka bir yazı konusu olarak buradan çıkardım ve baklalara dönebildim. Döndüğüm bu yerden, bakla çiçeklerinden devam edelim.

7-bakla

Açan çiçekler çok geçmeden görevlerini sonlandırmış olarak solarlar, ardından da birkaç santimlik bakla, bu solmuş çiçeği iterek kendini gösteriverir.

8-bakla

Sonra günden güne irileşir ve üretici için bir karar anı daha gelir; henüz yarı boyuna geldiğinde toplamalı ve baklayı henüz körpe olan yeşil kabuğuyla birlikte mi pişirmeli, yoksa iç bakla olsun diye dalında mı bırakmalı? Belki de tercih her ikisidir. Bir kısmı toplanır, bir kısmı bırakılır.

9-bakla

Biz körpe olanlardan bir sepet kadar topladık ve bir hafta boyunca her gün taze bakla yedik. Farklı zamanlarda ekim yaptığımız için baklaları irileşmiş bir yatağımız da vardı:

10-bakla

Onları da aynı zamanda toplayarak iç bakla çıkardık; geri kalanını ise tohumluk bıraktık; biraz daha irileşip olgunlaştıklarında ve kuruduklarında hasat etmek üzere orada kaldılar şimdilik.

11-bakla

İç bakla çıkarmak için topladığımız baklalardan rekor sahibi 27 cm’lik boya sahipti. Bıraksaydık muhtemelen biraz daha büyürdü. Bu baklaların bir kısmını dayanamayarak çiğ halde yerken geri kalanları da farklı birkaç tarifle pişirdik.

13-bakla

Bakla serüvenimizde her şey değilse de çoğu şey yolunda gitti. Gelişmelerinden de üründen de memnunuz. Yalnız kimi bitkilerde yukarıda görünen mantari hastalığa rastladık.

Bakla antraknozu (Ascochyta fabae) baklalara çok sık musallat olan mantarlardan biri. Büyük olasılık tohumlarla birlikte geldi. Topluca hasat edip baklaları biçme niyetimizden dolayı tohumları sık ekmiştik ki bitkiler büyüdüğünde ve havalar ısındığında bu gölgeli, rutubetli ve sıcak ortam hastalığın gelişmesine ön ayak olmuş olmalı. Neyse ki az sayıda bitkiye bulaşıktı, onları söktük.

Bu hastalıktan başka bir bakla ziyaretçisi de siyah renkli bakla bitleri oldu. İlginç bir şekilde yalnızca tek bir bitkiyi sarmış durumdaydılar, diğerlerinde yoktu. Karıncalar da bu fırsatı kaçırmamış, bitlerden oluşma sürülerini sahiplenmiş ve korumaya almışlardı. Bitkilerin özsularıyla beslenen bitlerle karıncalar arasında da böyle bir ilişki var. Bitler kendilerini yiyen kimi böceklerden karıncalar sayesinde korunur ve rahat rahat özsularını içerlerken karıncalar da arada bir gelip bu bitleri elleriyle gıdıklar gibi uyararak bir damla bala benzer bir şey salgılamalarını sağlarlar ve bunu içerler.

14-bakla

Bir başka ziyaretçi ise henüz baklalara dadanmadıysa da yakın bir yerde mevzilenmiş, sanki kısık gözlerle baklaları izliyordu. Bu güzel çiçeğin, kendisini tanımayanlar tarafından saksıya bile almak isteyebilecekleri bir albenisi vardır. Lakin, güzellik aldatıcı olabiliyor. Görünen bu çiçek klorofili olmadığından kendi besinini üretemeyen bir asalak; asalakların en güzeli “orobanş”ın ta kendisi, nam-ı diğer “canavar otu”, nam-ı diğer “köygöçüren”, nam-ı diğer “bakla kıran”.

Son isminden de anlaşılacağı gibi baklalara da özel bir ilgisi var.
Canavar otlarının görüldüğü yerlerde henüz tohumlarını saçmamışken alıp imha etmenin en iyi yol olduğu söyleniyor. Artık ele geçirmiş olduğu yerlerde ise uzun yıllar sevdiği avların ekilmemesi öneriliyor. Baklalar için ise ayrı bir yol olarak bakla tohumlarını 10-12 cm kadar aşağıya ekerek olası canavar otu tohumlarının aşağısında köklenmesiyle tehlikenin atlatılması salık veriliyor. Bu yol da baklaların filizlenme gücü dolayısıyla işe yarar bir yol olabilir. Çünkü pek çok bitki o derinlikten filizlenemezken bakla bunu yapabiliyor. Tabii ki çok ağır topraklar, sıkışık topraklar bu işi bozabilir.

Hastalıklar veya zararlılar; yetiştirdiğimiz ve afiyetle tükettiğimiz baklalar nasıl varsa bunlar da var ve olacak. Nedenlerini, niyelerini bulabildiğimiz kadar bulacak, dengeyi kurabildiğimiz kadar da kurmaya çalışacağız.

DSC_9265

Diyelim ki yine göründü bu problemler; olabilir, önemli olan ne kadar göründüğü. Çoğunluğu böyle sağlıklı ve böyle kuytularda saklı hazineler sunuyorsa, o kuytularda bir miktar sıkıntılar varsa da olsun. Baklalardan birkaç kökü bitler yesin, bitleri de uğurböcekleri yesin, onları da başkaları yesin. Sıkıntıya düşürmeyecek miktardaki kayıplar kabulümüzdür, yeter ki o kadar olsun. Bu zaten hayatın kendisi, herşey varolmaya çalışıyor ama hastalıklardan çok daha güçlü olmasa yaşam ve yaşam formları, bugünümüzde olmazdık. Terazinin ağır basan yanında sağlık ve hayat var. Hastalıklarla başa çıkabilen bitkiler, hayvanlar, insanlar sonraki sağlıklı nesillerin de atası oluyorlar.

Bize düşen biraz düşünmek, gözlemlemek ve birkaç tedbir almak. Hastalıkların kökü kurusun diye değil, böyle bir çaba sonuçsuz kalacağı gibi zararları da büyük olur; hastalıkların yayılmasını engelleyebilmek ve onlardan pek etkilenmemek için. Gelecek yıl daha seyrek ekimle bakla antraknozunu ne derece engelleyeceğimizi ve canavar otunun baklalara musallat olup olmayacağını merak ederek bakla bahsini baklalarla donanmış güzel bir çerçeveyle şimdilik noktalıyorum.

DSC_9243

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Falı da olur, Favası da: BAKLA -Nisan 2014-

  1. asmalıtepe dedi ki:

    Çok güzeldi sn. taşlıbahçe; Baklayı sadece bol kuzu kuşbaşılı, sarımsaklı yoğurtlu nefis bir yemekten öte tanıdık. toprağa bol azot bağlaması, kendisinden sonraki nesillere faydalı bir toprak bırakması; Sizin gibi genç yaşında kendi ve kendinden sonraki jenerasyona bu eşsiz bilgi ve deneyimleri aktaran faydalıları hatırlatıyor insana.. ellerinize ve beyninize sağlık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s