Altı Yaprak Üstü Bulut / Çukurkültür2 -Şubat 2014-

kasım

Kasım ayında “hugelkültür”ün yer altına alınmış bir yorumu olarak hazırladığımız yatağa bakla ekmiştik, yapraklanmışlar; toprağı eşeledim biraz, yarı yarıya küçük taşlarla dolu killi toprağımızı elemediğimiz için elimizle veya küçük el küreğiyle eşelediğimizde içindeki bu küçük taşlardan dolayı sert bir kıvam hissediliyordu. Çapa veya büyük küreklerle ise fark etmiyor. Yine de yeni yatakta eleme işine girişmek iyi olur.

Toprağa kattığımız kuru yapraklar ise dağılmaya başlamıştı; kasım ayında dere yatağına devirdiğim ölü erik ağacı ise en az üç traktör kuru yaprak ve dal parçasını tutmuştu. Hal böyle olunca aynı şekilde bir yatak daha hazırlamak farz oldu. Üstelik tuzağa takılan yaprak, dal ve kütükler ayrışmaya başlamış, bazı kısımlar mantar miselleriyle sarılmıştı; bu durumda topraklaşma süreci bir önceki yataktan daha hızlı olacağa benzer.

Gerçi istediği kadar hızlı olsun yine de zaman alıyor. Pekala bir yerlerden hazır bahçe toprağı da satın alınabilirdi; çok uğraşmadan, çok kısa zamanda güzel bir sebze yatağı hazırlanabilirdi. Veya ormandan traktör dolusu toprak alanlar da var. Böyle yapmak yerine uğraşıyoruz; yaşamaya başlayacağımız bu yerde, bu yerin nimetlerini kullanarak neler yapabileceğimizi görmek istiyoruz.

NİYET

Cansız bir toprağı sağlıklı bitkiler yetiştirecek bir canlılığa kavuşturmak için dışarıdan veya uzaklardan girdiler sokmak yerine arazimizden ve yakın civarımızdan, üstelik zarar vermeyecek bir kıvamda alabileceklerimizi almak ve döngüye sokmak istiyoruz.

Evin inşaatı sırasında gidip gelen kamyonlar, uzaklardan getirdiğimiz kimi malzemeler “ekolojik ev” kavramıyla zıtlaşabildiği kadar zıtlaşmışken hiç olmazsa tarımsal üretim kısmında olabildiğince yerel çözümlerin peşinden gidiyoruz. Bu süreçlere yakından tanık olarak yaşamın gizemli veya açık, hızlı veya yavaş mucizelerini görmek, tatmak ve idrak edebilmek istiyoruz.

Niyetimizi daha başka cümlelerle, en yalın haliyle dile getirmeye çalışayım: Burada, günden güne, mümkün olduğunca kendi içinde dönen bir tarım sistemi oluşturmaya çalışıyoruz. Toprağın yıpranmışlığını iyileştirme amacıyla ilk aşamalarda türlü girdiler işleri hızlandırırsa da bunları azaltarak bir gün sıfıra indirmek nihai gayemiz.

Bu nedenle arazimizden ve yakın civarımızdan gerekli malzemeleri toplayarak döngüye sokuyoruz. Yakın civar deyince “orman” büyük bir kaynak ancak onu dilediğimizce kullanma ve sömürme hakkını kendimizde görmüyoruz, dolayısıyla yukarıda da belirttiğim gibi bir traktör orman toprağı getirmek yerine, dereyle denize kadar inecek kimi orman artıklarını alarak ormandaki kadar zengin bir toprak döngüsünü başlatmaya çalışıyoruz. Bunun için de uygun malzemeleri uygun şartlar ve uygun canlılarla birleştirme yoluna giriyoruz. Gözlemlerimiz ve benzer uğraşlar içinde olanların deneyimlerini, bulunduğumuz iklime ve toprağımıza uyarlamaya çalışıyoruz. Doğal orman ve çayır ekosistemleri bizim sevgili öğretmenlerimiz, bizden önce yapılan çalışmalar, edinilen bilgiler de özenle kaplanmış ders kitaplarımız oldu.

Sebze yetiştiriciliği için “hugelkültür”ü yorumlamamız da bu nedenledir. Bu konuyla ilgili daha önceki yazıdan da birkaç tekrarın ardından yeni hazırladığımız yatağın üzerinden konuya devam etmek uygun olur.

HUGELKÜLTÜR (TEPEKÜLTÜR)

1b-kasım-13

Almanya ve Doğu Avrupa’da yüzlerce yıldır uygulanan “hugelkültür”, Avusturyalı Seep Holzer’in bu sisteme eğilmesi, onu geliştirmesi ve tanıtmasıyla birlikte bilhassa permakültür uygulamalarına ilgi duyanlar arasında büyük bir yer edindi ve sevilerek kullanılmaya başlandı.

Bir önceki yazıda “hugelkültür”ü birkaç cümleyle anlatmış ve yukarıdaki çizimimi vermiştim. Bu çizim oldukça genel geçerdir. Farklı şekillerde veya farklı malzemelerle yapılan örnekleri varsa da en bilinen ve yalın hali böyle.

Genellikle toprak zemin bir karış kadar kazılıyor veya kazılmıyor, kuru veya hafiften çürümeye başlaması yeterli olan odun, dal, çalı çırpı parçaları gibi kaba malzemelerle bir yığın oluşturuluyor, onun üzerine saman örtüsü, çim kırpığı veya yerinden kaldırılarak toprağıyla birlikte ters çevrilen çimenler, onun da üzerine humusça zengin toprak veya olgunlaşmış kompost yığılıyor. Sebzeler, yemeklik otlar vb. bitkiler, yerden yüksekliği genellikle 1 veya 1.5 m kadar olan bu tepe şeklindeki iki yanı eğimli yığın üzerine dikiliyor.

Sistemin faydaları çok. Bu faydalardan büyük kısmı onu diğer sebze yataklarından ayıran kaba malzemeyle ilgili. Bu yöndeki faydalarını aşağıda, bu malzemeleri anlattığım yere bırakıyorum. Yine de özet bilgi olarak bu sistemin uzun zaman besi takviyesi yaptığını, nemi tuttuğunu, drenaj ve havalanma sağladığını, geleneksel yöntemlerde havalanmayı sağlamak için yapılan çapalama işini gerektirmediğini, mikroorganizmalar ve diğer toprak canlıları için yaşanası bir alem olduğunu, ayrışmalarla birlikte ortaya çıkan ısının sezonu uzattığını yazmış olayım ve yeri geldikçe detaylandırmak üzere şimdilik bu kadarıyla yetinelim.

Dikkat edilmesi gereken bir nokta ise hugelkültür olsun veya olmasın, genel kural, hazırlanan sebze yataklarına basmamak ve ağırlığımızla onu ezmemek. Sistemin havalanma özelliği ve dolayısıyla bilindik çapalama işlerini gerektirmemesi de bu yolla mümkün. Yatakların ölçüleri de yine bu mantıkla oluşturulur. Yeri geldikçe bu bilgileri tekrar etmekten üşenmem.

ÇUKURKÜLTÜR

“Hugelkultur”ü aynen almak yerine önce nedenini, niyesini merak ettik ve bize uyan bir yorumlamasını yaptık. Almancada “hugel” tepe demekmiş ve bu “tepe” formu niye var veya niye bu denli abartılı diye de düşündük haliyle. Muhtemelen bu sistemin geleneksel olarak uygulandığı Almanya ve komşu bölgelerdeki bol yağış böyle bir sistemi gerekli kılmış olmalı. Aksi halde, toprak altında suyla tıka basa doymuş havasız ortamdaki çürüme olayına çok elverişli bir hal alabilirdi ki bu hiç istenmez. Böyle bir ortam havasız ortamlarda üreyen pek çok patojen için yuva olmaya gayet müsaittir.

O halde yağmur özlemi çeken biz Egeliler olarak bunun tam tersini uygulamamız mantıklı geldi.

001 - Kopya

Sistemin drenaj ve buna bağlı gelişen havalanma faydalarından feragat edip su tutma kapasitesine yüklendik. Kanımca, böyle yapmazsak, yani yüksek bir tepecik olarak orijinal sistemi kurarsak yatak hızlı kuruyacak ve sulama sarfiyatı artacaktır. Burada su fazlası olmadığından, bu suyun da drenaj problemi olmadığından ve drenaj yetersizliğinden kaynaklanan oksijen yetersizliği problemi de olmadığından dolayı “tepekültür” yerine “çukurkültür” yapalım dedik.

Bu noktaya kadar her şey tamam. Malzemeleri tepe şeklinde yığmak yerine az olan suyu tutmak ve korumak için çukur içine yığmak. Mantıklı. Ama hangi malzemelerle? Yukarıdaki çizimde de görüldüğü gibi artık klasikleşen yapıya göre üç kat var. Ama bizimki biraz farklılaştı.

001 - Kopyaa copy

İlk olarak kütük, dal vb. maddelerden oluşan kaba organikler. Dere yatağından ve arazinin sınır bölgelerinden temini kolay.

İkinci katta, yerden kaldırılarak ters çevrilen çimenler. Yani en basidi bir kürekle çimenleri altındaki toprağıyla birlikte kaldırarak yeşil kısımlar alttaki kütüklerin üzerine gelecek şekilde ters çevirmek. Biz halen çok az miktardaki toprak katmanımızı geliştirmeye çalışırken bunu yapmak istemeyiz. Başka yerlerden söküp getirmek de istemiyoruz. O halde bu bölümü büyük ölçüde es geçiyoruz ancak yeşil otların, organik maddeleri parçalayacak olan bakterilere sağladığı azotu, yanmış keçi gübresiyle karşılamayı seçiyoruz.

Üçüncü kat ise humusça zengin toprak veya olgunlaşmış kompost. Şu an hazırdaki kompostumuz çok yetersiz. Ormandan veya bahçe toprağı satan bir yerden bir traktör toprak getirmeyi de istemiyoruz. O halde yeni bir yola ihtiyaç var. Düşündük ve –bir önceki yatakta da olduğu gibi- küçük toprağımızın olduğu dere yatağından uygun malzemeleri getirmeye karar verdik. Bu uygun malzeme de kuru ve bu mevsim biraz da çürümüş olan yapraklardan daha iyisi olamaz. Çukurdan çıkan toprakla harmanlayarak veya ince katlar halinde bir ondan bir bundan sererek yatağı oluşturabiliriz dedik ve işe koyulduk.

1

Yatağın tarifine ve doldurulmasına geçmeden evvel yanda görünen baklalardan da kısaca bahsetmek isterim. Biraz killi zemini çapaladıktan sonra ekim ayında ektiğimiz ilk baklalar onlar. Daha sonra buraya şimdiki yatak için 40 cm genişliğinde bir yürüme yolu, geriye kalan ve set duvarına kadar olan 40 cm’lik diğer alana da biberiye gibi fazla boylanmayan ve set duvarının boşluğuna doğru yönelecek çalılar dikmeyi düşünüyoruz.

İlk olarak evin önündeki dar alana 7 m uzunluğunda, bir başta 90 cm, diğer başta 120 cm genişliğinde olan bir alan belirledik. Evin önündeki bu alan hafif açılı olduğu için yatak ta böyle oldu. Alan düzgün ve geniş olsa dahi yatak genişliğini belirleyici ölçü kol uzunluğumuzun iki katıdır ki bu da ortalama 60+60=120 cm kadardır. Daha dar yataklar köklerin rahatça yayılmasına izin vermezken daha genişleri de anlaşıldığı üzere sebzeleri hasat etmede problem çıkarır. Çünkü kural bu yatağa hiçbir adım atmamak, toprağı ezmemektir. Aksi halde sıkışmış bir toprak kökleri de skıştıracağı ve daha başka problemler de çıkaracağı için çapalamayı gerektirir ya da toprak canlılarının bu toprağı işlemesi için zaman gerekir.

Ardından, belirlediğimiz bu alanı 75 cm kadar bir derinlikte kazdık. Hafriyattan buraya yığılan ve yaz aylarında beton gibi sertleşen bu taşlı, çakıllı ve killi topraktan kazı esnasında bir hayli irili ufaklı taş, inşaat artığı çöpler çıktıysa da çıkmayan şeyler de vardı: Gözle görünebilen toprak canlıları. Tek bir solucana dahi rastlamadık.

İrili ufaklı taşlarından ayırdığımız çakıllı, killi toprağımızı yatağa katmadan önce elemek gerekecek. Bu arada killi toprağa da değinmek gerek. Azı karar, çoğu zarar bir toprak türü. Kil mineralinin oranı fazla olduğunda suyu iyi tutmasına rağmen kurumaya başladığında sertleşerek bitki köklerini fazlasıyla sıkıyor. Uygun miktarda ise ortalama %30 gibi (özel amaçlarla bu oran değiştirilebilir), toprağın katyon değişim kapasitesini arttırma avantajını sağladığı halde dezavantajları ortadan kalkıyor. Katyon değişim kapasitesi ise yuvarlak bir anlatımla, toprakta bulunan ve bitkinin ihtiyaç duyduğu elementlerin bitkiler tarafından alınabilme kapasitesini ifade eder. Uzun, detaylı, kimyalı bir konu. Başka bir zaman üzerine eğilmek isterim ama yeri gelmişken, katyon değişim kapasitesi kilden çok daha fazla olan humustan da bahsetmeli.

Humusun değişik tanımları olmakla birlikte, onu artık tanımı yapılamayacak ölçekte küçülmüş, ayrışmış, dışkılanmış ve değişikliğe uğramış organik maddelerin bütünü olarak tanımlamak mümkün.

Kil için % 30 iyidir dedik, geri kalan %70 ise yine yetiştirilecek bitkilere, iklime, uyguladığımız tarım metotlarına göre kum, mil, organik madde oranları belirlenerek hazırlanabilir.

Nihayetinde bu önemli unsuru hesaba katarak elimizdeki killi toprağı (ama saf kil değil, içinde daha başka bileşenler de var) %50 oranında kullandık. %40 gibi de kütük, dal, yaprak gibi ham organik malzeme ve biraz da gübre, az bir miktar ise olgun bir toprakta bulunan mikroorganizma ve mikorizaları aşılama niyetiyle orman toprağı kullandık. Tüm bu malzemeler zaman içinde yüksek humus içerikli bir toprağa dönüşecektir. Geriye kalan % 10 ise dere yatağından getirdiğimiz kum, mil ve bunlardan çok daha az bir miktar odun külü oldu. Tüm bunları yeri geldikçe aşağıda elimden geldiğince anlatmaya çalışıyorum.

Bu malzemeleri somutlaştıracak olursak, 70 cm derinliğindeki ortalama 105×700 cm ölçülerindeki çukurda 30 cm kadar yükselen kütük, dal gibi kaba organik madde, 18 çuval yaprak, 2 çuval keçi gübresi, göz hesabıyla bir çuval kadar mutfak artığı, 1 çuvala yakın orman toprağı, 4 kova kum, dört kova mil, 1 kova odun külü ve tüm bunlara denk gelecek kadar da arazide bulunan killi toprak.
Daha sonra hazırlayacağımız yataklarda daha farklı malzemeler ve miktarlar deneyeceğimiz kesin ama şunu söyleyebilirim ki yukarıdaki oranlar ve malzemeler işe yarayacak ortalama değerlerdedir ve toprak canlılarına kucak açan, yaşayan bir bahçe toprağı için uygundur. Bu yatağın verimini, takviyeleri, nelerin yetiştiği, nelerin ne miktarda hasat edildiği, yapısının nasıl ve ne şekilde homojenleştiği, PH değerleri ve benzeri diğer şeyleri önümüzdeki zamanlarda görecek ve paylaşacağız.

Diğer taraftan bu oranlar elbet değişebilir. Killi toprak oranı arttırılabilir veya tam tersi organik madde miktarı arttırılabilir hatta tamamen organik madde kullanılabilir, kum ve mil miktarı gibi kül miktarı da arttırılabilir veya hiç konulmayabilir, bunlar yerine benzer veya farklı işlevleri olan daha başka malzemeler de kullanılabilir. Tüm bunları nerede bulunduğumuz ve hangi malzemelere ulaşabileceğimiz, ne yetiştireceğimiz, sonrasında ne kadar miktarda ve ne kadar aralıklarla organik madde takviyesi yapabileceğimiz (Çünkü organik madde miktarımız ne kadar fazlaysa bu maddeler hızla ayrışarak bitki gelişimini ve miktarını arttırır, dolayısıyla da daha kısa zamanda daha fazla miktarda organik madde ekleme ihtiyacı doğar) belirler.

Organik madde ve mineral madde karmasının avantajlarına biraz daha açmakta yarar var. Organik maddeler ayrıştıkça içlerindeki mineraller de diğer bitkilerin kullanımına hazırdır, yine de biz sistemi yalnızca organik maddelerden kurmadık; mineralleri de işin içine kattık. Ama başka bir amacımız vardı. Kil, mil, kum, kül gibi mineralce zengin bu maddeler sistemin kendini çok hızlı tüketmesini veya çok fazla organik madde takviyesi gereğini de dengelemiş oluyor. Çünkü, organik madde miktarı ne kadar fazlaysa onlardan beslenen bitkilerce alınmaları, bitkilerin beklenenden fazla, hızlı gelişmeleri sürpriz olmaz. Dolayısıyla bu bitkiler sistemden çıkarıldığında da oluşan kayıplar daha fazla olacağından takviye miktarı da artacaktır. Organik madde miktarı sistemin tamamını ifade ettiğinde ortaya çıkan sorun böyle oluyorsa da bu sorunların en masumudur. Daha başka maddelerin fazlalığı daha büyük sorunlar oluşturur.

Yukarıda bazı mineralleri anmakla birlikte bitki ve diğer tüm canlıların gelişiminde önemli yeri olan azottan da bahsedip durdum. Onun da fazlası zarar, hem de ne zarar. Bu her şey için geçerli, hiçbir şeyin fazlası iyi değil. Ne azotun, ne fosfatın, ne potasyumun, ne de diğer başka başka şeylerin. Ürünler üzerinde etkisi gözlenmese dahi pek çok besi maddesinin fazlalığı o ürünün kalitesini, besleyiciliğini düşürür. Düşürmekten de öte bazıları o meyvenin zararlı hale gelmesine bile neden olabilir ama tüm bunlar ayrı konu diyerek noktalıyorum.

O halde, kullandığımız ve yukarıda saydığım bu maddeleri hangi sırayla ve ne şekilde kattığımızı aşağıdaki fotoğraflarla anlatmanın yeridir ve yeri geldiğinde bu maddelerle ilgili bilgileri de ekliyorum:

2

Yukarıda bahsi geçen malzemelere geçmeden önce çukurun zeminine çukur kazıldığı esnada çıkan irili ufaklı taş parçalarını dipteki fazla suyu süzmesi amacıyla 10 cm kadar bir kalınlık oluşturacak biçimde attık.

3

Sıra geldi dere boyundan topladığımız kütükleri, dal parçalarını döşemeye. Kimi parçalar diğerlerinden yüksekte, kimileri de aşağıdaydı ama ortalama 30 cm yüksekliğinde bir yığın oluşturdular. 10 cm kadar da en alttaki taşlar vardı. Bu durumda zemini hizalayıncaya kadar 35 cm kadar bir mesafe daha kalıyor.

Tüm bu malzemeleri küçük toprağımızın yanından geçen derecikten topladım. Buraya yıktığım ölü bir eriğin dallarına takılan malzemeler buradaki gibi dört yatak yapmaya yeterdi.

Dere boyu daha çok çınarlık olduğundan bu kütüklerin ve dal parçalarının çoğu da çınar oldu. Aralarda çam kütükleri ve dallar da yok değil ama reçineli ağaçların odunları bu iş için tercih edilmiyor. Ayrışma süreçleri uzun, reçine ise toprağın kıvamını olumsuz etkiliyormuş. Bence reçineli odunların kullanılması durumunda dahi uzun vadede sorunlar dengelenir, ama problem de sanırım bu; doğal dengeleri hızlıca taklit ederek hızlıca sonuç almaya çalışıyoruz o nedenle de hızlı cevap veren malzemelere yöneliyoruz. Yine de aralarda kullanmanın veya alt sıraya onları koyup üzerlerine de diğerlerini döşemenin uzun vadeye yayılan faydaları olabilir. Diğerleri ayrıştıktan sonra da bir süre daha yatağın bu malzemelerden gelen kimi yararlarından istifade edilebilir.

Reçineli ağaçlardan başka bilhassa kazık yapımında, yağmurlu bölge mimarisinde ve benzeri yerlerde kullanılan sert odunlu, çürümeye dayanıklı kestane, kızılağaç, yalancı akasya gibi ağaçların odunları da aynı bakışla ele alınabilir.

Bir de, diğer bitkilerin veya ağaçların gelişmelerini baskılayan ceviz, kokar ağaç gibi alleopatik ağaçların odunları uygun görülmüyor. Onların da bu özelliklerinin zamana bağlı olarak yok olacağı biliniyor; yukarıda belirttiğim gibi, hızlı cevap almak istiyorsak bu türden malzemelere zorda kalmadıkça yönelmemek daha uygun olur.

Bunlardan başka özellikle dikkat edilecek bir nokta da kurumamış veya ayrışmaya başlamamış, ki birazdan geliyorum, tüm ağaçlar için bu önemli, ama söğüt gibi kütük sürgünü verme özelliği yüksek olan ağaçlara özellikle dikkat etmeli. Aksi halde baharla birlikte küçük bir söğüt korucuğunuz olabilir.

4

Kimi ayrışmaya yeni başlamış, kimi sünger gibi olmuş bu ağaç parçalarının uzun yıllar üzerlerindeki bitkileri besleyeceğini, onlar için suyu tutacaklarını düşünmek heyecan verici. Dile getirmek tuhaf olsa da bu kütüklere büyük bir saygı besliyorum, tüm bunları düşünmek iyi geliyor. Dere yatağından almak, buraya getirmek, yerleştirmek… Her anı keyifli.

Kaba organik malzemelerin yaş, yani yeni kesim olmaması gerekiyor. Kuru olması yeterli olacaksa da en iyi şey ayrışmaya başlamış olması. Bilindiği üzere karbon temelli bu malzemeleri ayrıştıran bakteriler azota ihtiyaç duyuyorlar. Dolayısıyla malzemeler ne kadar ayrışmışsa, bakterilerin azot sarfiyatı ve yatağa dikilecek bitkilerle bu yöndeki rekabetleri de o kadar azalır.

Diğer taraftan bu sistemde uzun yıllar besi takviyesi avantajı da ayrışma oranında düşer. O halde yarı çürümüş olanlar, sünger gibi olmuş ve artık dağılmaya başlamış olanlar ve henüz ayrışmanın ilk emareleri görünenlerin bir karması en uygunu olabilir. Biz öyle yaptık ama çok da bilerek, düşünerek değil, bulabildiklerimiz zaten böyleydi. Bu arada ayrışmaya başlayanlar bünyelerindeki sayısız mikroorganizmayı, mantarı, küfleri ve daha başka canlıları da sisteme ilk elden dahil etmiş oldular.

Kütük, dal, çalı çırpı diyerek adlandırmaya çalıştığım bu kaba malzemelerden bilhassa kütüklerin hacimlerinden dolayı uzun yıllar içinde ayrışacakları için uzun yıllar besleyiciliklerini koruma özellikleri var. Daha başka yararları da var.

Sünger gibi nemi tutabiliyorlar, bu da sıcak havalardaki sulama sarfiyatını düşürüyor. Ayrıca, oksijensiz ortam yaratabilme potansiyeliyle problem çıkarabilecek olan fazla suyun alabileceği kadarını alıyor, bitkiler ihtiyaç duyduğunda da veriyorlar. Tüm bu alma verme esnasında da nefes alıp verdiğimizde göğüs kafesimizin şişip inmesi gibi değilse de, yani gözle görülmese de kımıldanıyorlar ve bu da toprağı kıpırdatarak havalanmasına katkı sağlıyor.

Sistemin havalanma kapasitesinin yüksekliği, kendilerinden “yararlı” olarak bahsedilen ve çoğu “aerobik” yani oksijenli ortamlarda yaşayan mikroorganizmalar için iyi bir yaşam ortamı oluşturuyor. Dolayısıyla “zararlı” olarak bilinen, hastalık yapıcı ve çoğunlukla “anaerobik”, yani oksijensiz ortamda yaşayan mikroorganizmalar burada üreyemiyor veya az ürüyor. Bu durumda da “yararlı” nüfusu fazla olduğundan bunlar kısa sürede onlar tarafından baskılanabiliyor. Kısaca etkisizleştiriliyorlar.

Bu sistem zararlıların yok edilmesine yönelik olmayıp, onların ortaya çıkışını ve üremesini en baştan engelleyen, engellenemediği durumlarda da onları etkisiz hale getirecek yararlıların barınmasını sağlayan bir yapı olarak çalışıyor. Bu konuya birazdan geliyorum.

Kaba malzemenin toprağın derinliklerine yatırılması, normal ve doğal koşullarda burada pek olmayan mikro camianın kültürel faaliyetlerini buralara kadar getiriyor.

kütük

Yine bilhassa kütükler içeriden de çürümeye ve boşalmaya başladığından pek çok toprakaltı canlısının sığınağı oluyorlar. Her kütük, her dal, her sap barındırabileceği kadar misafiri ağırlıyor. Bakteriler mi dersiniz, tek hücreli hayvanlar mı, kurtçuklar mı dersiniz solucanlar mı, kınkanatlılar mı dersiniz kırk ayaklar veya türlü türlü çiyanlar mı? Kulağa nasıl geliyor emin değilim ama bunlar toprağın canları, cana can katanları.

Bu malzemelerin bu faydalarından başka benim bilmediğim daha başka yararları da vardır büyük olasılık. Bir de geleneksel sebze toprağına göre olumsuz görünen ama aslında öyle olmayan yönleri ve gerçekten olumsuzluk yaratabilecek potansiyel problemleri ve bunların çözümleri de var.

İlk olarak, hazırlık aşaması geleneksel sisteme göre kat kat zaman ve emek alıyor. Ancak bu özelliği uzun vadede daha az çaba gerektirdiği için eşitleniyor ve hatta zaman ve emek açısından bir hayli kâra geçiriyor. Bu görünürde olumsuz bir yanı olsa da aslında öyle olmayan bir özelliği. Ama sistemin yaygınlaşmasında bir engel olarak ortada duruyor.

Önemli problem ise, her şeyin dengede olduğu orman ekosisteminden gelen maddelerle ilgili. Bu maddelerin avantajlarını saydım. Bu maddelerle gelen ve sisteme ilk elden dahil olan yararlı mikroorganizmalardan, mantar ve küflerden ve diğer canlılardan da bahsettim. Bir de zararlı olanlar var ki (her tür patojen)onların da gelmesi büyük olasılık.

Gerçi şunu kabul etmek lazım: Onlar her zaman varlar. Havada sporları dolaşan, başka canlılarla taşınan pek çok patojen var, engellenemezler. Biz insanlar da öyle, virüslerin, mikropların kol gezdiği bir dünyada yaşıyor ve ancak beslenmemize dikkat etmediğimizde, yaşadığımız ortamlar aşırı sağlıksızlaştığında, vücut direncimiz düştüğünde bu patojenlerden etkileniyor ve hastalanıyoruz. Aynı şey bitkiler için de geçerli. Fark yok. Kaçış yok, birlikte yaşamayı öğrenmek ve yaşamın görünen veya görünmeyen zenginliğini koruyarak devam etmek gerekiyor. Sağlıklı ve zengin bir ortamda yaşamak ve sağlıklı olmak lazım. Gezegenimiz yaşamdan yana bir yol tutturmuş. Şanslıyız. Bu yaşamın zengin çeşitliliği bozulduğunda çıkan problemleri ancak çeşitlilikle yenebiliriz.

Ama göremediğimiz şeyleri nasıl yeneriz? Doğada bir dengenin olduğu gün gibi açık olsa da bu patojenleri ve diğer mikroorganizmaları görememek, bilememek zihnimizi kuşkularla karıştırıyor ve bulandırıyor. Bu yatağı hazırlarken de aynı şeyleri düşündüm ve etrafıma baktım: Ormanların kuytularına, kıpır kıpır haşerata, mantarlara, yeşil bitkilere, oradan sağlam gövdeli ağaçların en yüksekteki filizlerine baktım. Bu dengeye, bu uyuma, içinde yok oluşu ve var oluşu eriten bu mucizeye hayranım, doyasıya güveniyorum.

Sözün kısası, bitkiler için yararlı saydığımız organizmaların zararlı saydığımız organizmaları baskılayacağını düşünüyorum. Çünkü tabiat böyle var oluyor. Zararlı dediklerimiz aslında sağlıksızlaşan ortamları, direnci düşmüş canlıları yaşamın başka formlarıyla dolduran, onları dönüştüren varlıklar, yani onların da yaşama yönelik var oluş nedenleri var.

Kimi şaşmış dengelerle ağırlıklar değiştiğinde işler bizim zararımıza görünse de ve hatta öyle olsa da o aksaklıkları bulmak ve değiştirmek yapılacak en iyi şey olur veya daha iyisi bu dengeyi iyi taklit edebilmek olur. İşte bütün çabamız bu. Muazzam dengeyi taklit edebilmek. Bu çok da zor olmasa gerek. Ne de olsa hiçbir şeyi yoktan var etmiyoruz, yalnızca gözlemliyor, araştırıyor ve bir araya getiriyoruz.

Edindiğimiz bilgi ve gözlemi bir araya getirdiğimizde ise taşların altında gizlenenleri görebiliyoruz: Döngüde olan sağlıklı orman ve benzeri bir ekosistem içerisinde pek problem olmayan bu patojenler yeni kurduğumuz sistemin ilk aşamalarında şevkimizi kaçırabilirler. Ama bu bir engel olamaz. Kenarda bekleyen, kapıdan girmek için fırsat kollayan bu sıkıntı olasılığını en aza indirmek için, havalanma ve drenaja dikkat etmekten başka dışarıdan yararlı mikroorganizmalar ve mikorizalar da sisteme dahil edilebilir.

Mikoriza mantarları bitkilerle karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki içerisinde olan ve bitkinin ulaşamadığı veya ulaşmada zorlandığı kimi besin tuzlarını ve dolayısıyla suyu alarak yerleştiği kökler aracılığıyla bitkiye ulaştıran ve bunun yanı sıra köklere musallat olan, bitkilere zararı dokunan kimi fungus ve daha başka canlılara karşı bitkiyi korumaya alan kök mantarlarıdır. Ekeceğimiz veya dikeceğimiz bitkileri mikoriza mantarlarıyla aşılamak, bu doğal dengeye yaklaşmak için gerekli görünüyor. Mikorizaları ise en iyisi inanıyorum ki yine bu bölgeden ve değişik bitki altlarından temin etmek olacak. Acelemiz varsa veya emin olamıyorsak piyasada bulunan bir ürün de alınabilir.

Yine bir mantar olan ve kimi patojenlerle hem rekabete girerek baskı kuran, hem de onları yok edebilecek savaş yöntemleri kullanan “Trichoderma” türleri de doğada bulunmakla beraber piyasadan temin edilebilir. Aynı şey pek çok yararlı mikroorganizma için de geçerli; Basillus türü bakteriler veya 80 küsur yararlı mikroorganizmayı içeren ve piyasadan EM-A ismiyle temin edilebilen ürünler alabiliriz. Sonraki yazılarda bu ürünlere değinmeyi düşünüyorum. Daha başka benzer ürünler de var ve bu canlılar keşfedildikçe, anlaşıldıkça daha yeni ürünler de olacaktır. Yine de bunların piyasadan alınması yerine, en iyisi, yararlı bakterilerin üremesini sağlayacak koşulları oluşturmaya yönelmek ve doğadan kimi sağlıklı bölgelerden alınan bir miktar toprak, bir miktar ayrışmakta olan kütük, yaprak vb. maddelerle aşı yapmak olduğunu düşünüyorum ki bu yazıya konu olan yatak hazırlığı da bu düşüncelerle şekillenmiştir.

5

Kütüklerin üzerine beş çuval dolusu sonbaharda dökülen ve yakınımızda bolca bulunan çınar yapraklarından döktük. Aralarda daha başka ağaçların yaprakları da vardı. Yukarıda da yazdığım gibi bu yapraklar kasım ayından bu yana ayrışmaya başlamışlardı. Yaprakları olduğu gibi değil de parçalara ayırarak buraya dökmek tabii ki ayrışmayı ve topraklaşmayı hızlandırırdı ancak bunun için ne zamanımız, ne de isteğimiz yoktu. Bu işi mikroorganizmalara, solucan ve benzeri hayvanlara ve ekeceğimiz tohumlardan çıkacak bitki köklerine bıraktık. Bir sezon sonunda sonuçları birlikte göreceğiz.

5a

Yapraklarla beraber gelen pek çok eklembacaklı ve solucan da bizim gözle görebildiklerimizdi; göremediğimiz çok daha fazla çeşitte ve sayıda daha başka canlıları da yeni yuvalarına taşımış oluyorduk. Yukarıda bakterilerden ve mantarlardan bahsetmiştim. Burada bahsi geçen canlılar da küçüğüyle büyüğüyle hayvanlar olsun. Bu yeni ortamlarındaki organik madde miktarı ve daha aşağıdaki kütük ve benzeri maddeler nemi tutacakları ve -dolaylı veya dolaysız- besin sağlayacakları için solucanlar ve daha pek çok canlı için uygun ortam yaratmada yardımcı olurlar. Uygun ortam ise kimi canlıların aktif olma sürelerini arttırır. Kuru yaz aylarında ve soğuk kış aylarında uykuda olan solucanlar böyle bir yatak sayesinde daha erken uyanır ve daha geç uyurlar çünkü toprak ısısını daha iyi korur ve nemini daha geç kaybeder.

Her bir canlının kendine has yararları varsa da toprak solucanları boyutları itibariyle en bilinenlerden olmalarının yanı sıra toprağı iyileştirme özellikleriyle de vazgeçilmezlerden biri. Toprağı içlerinden geçirip dışkıladıklarında sindirimlerinden geçen organik maddeleri bitkiler için harika bir besine dönüştürmüş oldukları gibi salgılarıyla toprağın kıvamını düzenliyorlar. Aynı salgılar açtıkları tünellerin yüzeyini de sağlamlaştırarak bu boşlukların olabildiğince dayanmasını sağlıyorlar. Besin yönünden zenginleşmiş bu boşluklar bitki köklerinin işini de kolaylaştırıyor. Solucanlar beslenerek dolaştıkça toprağı karıştırmış oldukları gibi alt tabakalara üst tabakalarda bulunan besinleri indirerek mikroorganizma faaliyetlerini daha derinliklerde sürmesine destek oluyorlar. Aynı zamanda toprağı havalandırmış olup drenajına da katkıda bulunuyorlar. Dolayısıyla suyun emilimini arttırıyorlar. Öyle ki, solucansız ve hafif eğimli bir toprağın emebildiği yağmur suyu ile aynı eğimde olup solucanlara sahip bir toprağın emebildiği su miktarı toprağın yapısına göre de değişiklik göstermekle birlikte beş-on kat fazladır. Nereden bakılırsa bakılsın harika canlılar.

Solucanlardan başka toprağı havalandıran, yapısını iyileştiren, organik maddeleri ayrıştıran, birbirlerini yiyerek dengeleyen daha pek çok hayvan var. Kimi kınkanatlı, kimi eklembacaklı, kimi yumuşak ve ıslak, kimiyse sert ve kuru…

Kırkayaklar (Diplopoda) ve arkasından da top böcekleri (İsopoda) solucanlardan sonra en fazla miktarda organik madde ayrıştıran ve bu işi yaparken de yine dolaylı daha başka yararları olan hayvanlar. Onları kompost yapanlar iyi tanır. Biraz eşelendiğinde özellikle koloni olarak yaşayan top böceklerinin binlercesi ortaya çıkar ve bulundukları yerde artık toz haline gelmiş organik maddeler görünür.

Gözle görülmeyecek kadar küçük hayvanlar da sayıca diğerlerine göre kat kat fazla olduklarından yararları kendi boylarından kat kat fazladır. Misal nematodlar. Çoğunlukla gözle görülemeyecek kadar küçük ve inceler. Onları hep kötü biliriz. Bir çeşit toprak kurdu olan bu hayvanın beslenme alışkanlıkları bakımından birbirinden farklı cinsleri var. Bitkiler için zararlı olan bazılarından çok daha fazlası toprak ekosisteminde büyük faydaları olan ve dolayısıyla bu toprakta yaşayan bitkiler içinde faydalı olan hayvanlar.

Onlardan da kat kat küçük olan “protozoa”lar da var; yani tek hücreli hayvanlar. Zararlı olanlar gibi yararlı olanlar da var ki zaten onlar yoksa bitkiler için önem arz eden topraktaki azot döngüsü sekteye uğrar. Onlar azotu vücutlarında tutan bakterileri yedikçe ihtiyaçları olan azotu aldıktan sonra çok daha fazlasını toprağa, yani diğer bakterilerin ve bitkilerin kullanımına bırakıyorlar.

29

Börtü böceği bırakarak kaldığımız yerden devam edelim. Yaprakları ilk olarak dalların ve kütüklerin aralarındaki boşluklara doldurduk. Fazlaca bastırmadık, içeride biraz hava boşlukları kalsın istedik. Böylece aerobik bakteriler daha rahat çalışabilir diye düşündük.

8

Arkasından yarım çuval kadar yanmış keçi gübresi serptikten sonra iki çuval yaprak daha boşalttık, yaydık ve üzerine yarım kova kadar daha keçi gübresi serptik. Amaç, hem içlerindeki mikroorganizmalardan faydalanmak hem de bizim getirdiğimiz malzemelerle birlikte gelen ve ayrıştırmada yardımcı olacak bakterilerin azot ihtiyaçlarını karşılamak. Gelenekselleşen “hugelkültür”de gübre yerine azot bakımından zengin çimen veya benzeri bir yeşil malzeme de kullanılabiliyor. Fark etmez. Tabii ki çimenlerle beraber gelen üst toprak çok zengin ama biz de bir çuval kadar üst toprağı yatağın birkaç yerine pay ettik.

Bu arada keçi ve koyun gübresine ulaşımımız çok kolay. Civarımızda bu hayvanların damları var ve sağ olsun sahipleri, istediğiniz zaman gelip alın diyorlar. Para teklif ettiğimde de küfretmişim gibi bakıyorlar. Bu durumda para yerine gönülden kopan küçük bir hediye en güzeli oluyor.

9

Bu aşamada buradan çıkan killi ve biraz da mıcırlı toprağı elemeden, yaprakları tam anlamıyla örtmeyecek kadar serptik. Zaman içinde, ki belki çok uzun bir zaman geçecek, bu küçük mıcırlar organik maddeler ayrıştıkça daha aşağılara çökecektir. Daha başka işlerin yoğunluğundan dolayı yatağın bu ilk katlarında toprağı elememeyi tercih ettik.

10

Sonra yine yaprak; yalnızca çınar değil, biraz da çamların iğne yapraklarından ekledik ve sonraki katlarda da ara sıra bunlardan kattık. Çam iğneleri toprağı asitlendirir diye pek kullanılmaz ama işin gerçeği bu asitlendirme hem düşünüldüğü kadar değildir, hem de kalıcılığı yoktur. Toprak asitliliği daha çok mineral yapısı ve havayla ilgilidir. Çam iğneleri kullanmamızın bir nedenini de daha aşağıda belirttim, birazdan geliyorum. Ve üzerlerine yarım kova gübre daha serperek devam ettik.

11

Sonra bir daha toprak ve yine yarım kova gübre. Sonra yeniden yaprak…

12

Bu yatağı hazırlamaktan başka işler de vardı; dört beş gün ara verdik ve bu esnada çıkan mutfak artıkları da buraya atıldı veya parçalanan bir süpürge gibi, yumurta kartonu gibi diğer evsel organik atıklar…

13

Yeniden işe koyulduğumuzda artık toprağı eleme ve ufak mıcırları ayırmanın zamanı geldi dedik. Bu iş elimizdeki küçük elekten dolayı bizi yavaşlattı ama…

14

…sonuç hiç beklemeden karşımızda olduğundan motivasyon tamdı. Çukurdan çıkan tüm toprağı eleme işine giriştiysek de bu yığının üst kısımları kolaylıkla elenirken daha altta olanlar nispeten ıslak olduğundan elenemiyordu.

15

Yine de birkaç kat için yeterli toprak hazırlıyor, arkasından bu katları döşüyor, sonra da yığının üst kısımları güneşin etkisiyle yeniden elenmeye hazır hale gelmiş oluyordu. Sürekli katlardan bahsedip duruyorum, bu aşamaya kadar kütük, yaprak, gübre, evsel atık, toprak derken katların belirginliği biraz bulanmış olabilir. Şimdi defalarca tekrar eden bu katların oluşumunu sırasıyla örneklemenin yeridir:

16

Alttaki yaprakları tamamen örtmeyecek kadar killi toprak

17

Toprağın üzerine yarım kova kadar yanmış keçi gübresi

18

Gübrenin üzerine toprağı tamamen kapatmayacak kadar yaprak. Yaprakları olabildiğince ince serdik çünkü üst üste binen geniş yapraklar, üzerlerinde yük de varsa havasız bir ortam oluşturuyor. Bu durumda da oksijenli ortamdaki organikleri hızlıca parçalayan mikroorganizmalar yerine oksijensiz ortamda çalışan mikroorganizmalar işi devralıyor ancak çok yavaş olduklarından süreç uzadıkça uzuyor; kötü koku nedeniyle de biz bu işe ayrışma yerine çürüme deyiveriyoruz. Geniş yapılı yapraklarla yaptığım kompostta en büyük problem bu olmuştu. Önemli bir nokta da bu türden havasız ortamların patojenler, yani hastalık yapıcı mikroorganizmalar için de davetkar olması.

Bu nedenle geniş yaprakları hem ince katlar halinde serptik, hem de aralarına toprak ve gübreden başka çok az da olsa dökülen çam iğnelerini kullandık ki yaprakların geniş yüzeyleri birbirine arada hava kalmayacak şekilde yapışmasın, iğnelerin desteklediği küçük boşluklar oluşsun.

Yaprakları ve toprağı böyle ince katlar halinde sermenin bir faydası da ayrışmanın daha hızlı olabilmesidir. Geniş ve havasız bir yaprak kütlesinin ayrışabilen kısmı yalnızca içinde hava bulunan toprağa temas eden kısımlar olacaktır ve içlere doğru ilerleme de yaprak kütlesinin genişliği oranında uzayacaktır. Bizim yaptığımız şekilde ise yaprakların çoğunun iki yanında da hava boşlukları olacağından bakteriler çok daha fazla ürer, çok daha fazla çalışır ve çok daha fazla organik madde çok daha kısa zamanda ayrışır.

Bu durumun yol açtığı problem ise sayıları ve dolayısıyla işgüçleri artan bakterilerin azot ihtiyaçlarının da artmasıdır. Bakteriler ihtiyacı olan azotu aldıklarında mevcut azot bu canlıların vücutlarında kilitlenmiş olur, bitkiler de gelişebilmek için ihtiyaç duyacakları azotu arar dururlar. Bu nedenle yaprakların altlarına ve üstlerine bir miktar gübre, yani azot kaynağı serpiyoruz. Diğer taraftan azotun bakteriler tarafından kilitlenmesi zaten geçici bir durumdur.

Bakteriler arttıkça onlarla beslenen tek hücreli hayvanlar da artar ve bakterilerle beslendikçe ihtiyaçları olan küçük bir miktar azotu aldıktan sonra geri kalan kat kat fazla miktardaki azot da toprağa karışmış olur; bu karışma esnasında hem diğer bakterilerin, hem de bitkilerin kullanımına hazırdır. Döngü böyle devam eder.

19

Yaprakların üzerine hemen yukarıda yazdığım nedenden dolayı yarım kova kadar gübre.

20

Yeniden yaprakları tam anlamıyla örtmeyecek kadar toprak. Ve bu dört aşamadan (toprak, gübre, yaprak, gübre) oluşan katçıkların tamamına bir kat dersek en üste kadar tam 12 katta zeminle yatağı hizalayabildik. Bu durumda her kat yaklaşık 3 cm kalınlığında oldu. He katta aslında dört katçık olduğu düşünülürse gayet ince. Her malzemenin diğer tabakayla teması kesmeyecek incelikte olması ayrışmayı hızlandıracağından ve diğer toprak canlılarının da işlerini kolaylaştıracağından dolayı yataktaki toprağın homojenleşme süreci de hızlanacaktır.

22

Birkaç katta bir araya sobadan çıkan odun külümüzü serptiğimiz de oldu. Odun külü iki nedenden dolayı uygun miktarlarda serpilebilir. İlki düşük PH, yani toprağın olması gerekenden daha asitli olması. İçeriğinde %25 kadar kalsiyum karbonat (bahçe kireci) bulunan alkali bir madde olan kül, PH seviyesini yükselteceğinden asitlilik düşer.

Hazırlanan böyle bir yatakta, yani içerisinde ayrışmaya hazır bu kadar karbon kökenli ham madde olan bir yatakta bu maddelerin ayrışması esnasında ortaya çıkan zayıf asitler haliyle toprağı bir miktar asitlendirir. Toprağın bu nedenle asitliliği artmışsa alkali madde takviyesi yapmak ise doğru bir karar olmayabilir. Çünkü bu geçici bir asitlilik durumudur. Asit oranı önce yükselir (yani PH düşer), arkasından bu yeni ortamdan dolayı bakteri nüfusu düşer, onların yerini küfler ve mantarlar alır ve ayrışma işine devam ederler, aynı maddeleri parçalayarak selüloz ve lignine dönüştürürler ve böylece PH seviyesi yeniden normale döner. Tam olarak bu süreci anlatan bir toprak üstadına kulak vermeli:

“(…) Çürüyen ahşabın asiditesini kireç uygulayarak giderme kararı, sadece zaman içindeki belirli bir anda, varsayılan belli koşullardaki bir durumu, bağlantılı nedensel ilişkileri tümüyle anlamadan ele almaktır. İzlenecek en akıllıca davranış şekli müdahale etmemek olacaktır. (…)”

Rahmetli Masanobu Fuku Oka; doğanın hiçbir zaman tam anlamıyla anlaşılamayacağını idrak eden ve toprakta mucizeler yaratan toprak üstadı. Birkaç etkeni ölçen laboratuar deneylerinden ibaret sonuçları takip etmek yerine yüzlerce etkenin birlikteliğini yücelten öğretisine sarılırım. Odun külünü de bu nedenle, oluşacak muhtemel asitliliği dengelemek amacından ziyade daha başka özellikleri dolayısıyla az miktarda ekledim.

Odun külü iyi bir potasyum kaynağı olmakla birlikte daha az miktarda fosfor ve ağacın türüne göre değişen miktar ve çeşitlilikte besi maddeleri içerir. Tüm yatak için birkaç kata toplamda 5 kg kadar serptikten sonra üzerini biraz sulamayı da ihmal etmedik; böylece hem kül daha alt katlara iniyor, hem de su sayesinde tüm organizmaların daha rahat çalışacağı bir nemlilik oluşuyordu.

Külden başka, dörder kova kum ve mili ise her kata hafifçe serperek dağıttık ancak fotoğrafta pek belli olmadığından buraya almadım. Aşırıya kaçmadan daha fazlası da kullanılabilirdi. Her iki madde de topraktaki su geçirgenliğini arttırmak için uygun. Fazlalıkları durumunda da toprağın besi maddelerinin yağmurla yıkanması ve bitkilerin ulaşamayacağı kadar aşağılara inme durumu ortaya çıkıyor. Boyutları ve yüzeylerinin görece düz olması nedeniyle besi maddelerini tutma ve katyon değişim kapasiteleri humus ve kile göre çok az.

24

Ve nihayetinde zemin seviyesine ulaştığımızda görüntü böyleydi. Altı yaprak, üstü bulut. Onca organik madde, kütük, dal, yaprak, gübre, kil, mil, kum, kül ve nice canlı. Hugelkültürle ilgili söylenen çok güzel şeyler ve paylaşılan deneyimler buradaki “çukurkültür” için de geçerli. Lakin bazen rastladığım kimi abartılı ve gerçekle ilgisi olmayan veya yanıltıcı fikirler de var. Bunlardan en önemlisi bu sistemin yapıldıktan sonra bir daha gübreleme veya organik madde takviyesine ihtiyacı olmadığı. Böyle bir şey yok.

Bu sistem her ne kadar altındaki alem ve üzerindeki bitkilerle birlikte küçük bir ekosistem oluştursa dahi ürünler alındıkça, üzerinde zamanını doldurmuş bitkiler söküldükçe kayıplar da verecektir.

Sağlıklı bir orman veya çayır ekosisteminde hiçbir şey sistemden çıkmaz veya çok az şey çıkar, sistem de az miktardaki çıktıyı telafi eder ancak bu ölçekte bir yatağın üzerinde yetiştirilen bitkilerden ürün alındıkça ve yapraklar, saplar buradan çıkarıldıkça bu telafisi mümkün olmayan miktar dolayısıyla sistem zayıflayacak ve bir müddet sonra üzerindekileri beslemekte zorlanacaktır. Bu zorlanma geleneksel bahçecilikte duruma göre bir sezon, belki iki sezon sonra ortaya çıkacaksa da böyle bir sistemde kullanılan maddelere, yerleşme şekline ve üzerinde yetiştirilen bitkilerin, türüne ve miktarına göre belki beş, belki on yıl içinde ortaya çıkar. Bu süreçte de pek fark edilmeyen olumsuz etkileri olabilir. Nihayetinde döngünün sağlıklı işlemesi için bu sisteme de yeterince takviye gerekmektedir. Kompost olur, gübre olur, malç olur, mineralce zengin başka bir şey olur ama kıvamınca.

25

Ardından son işlem olarak sık sayılacak aralıklarla bir kg kadar baklayı beş cm kadar derine bastırarak üzerlerini örttük. Topraktaki yüksek ayrışma potansiyeli nedeniyle azot için ayrıştırıcı bakterilerle rekabete girecek bir bitki yerine, azotu başka türden bakterilerle (Rhiozobium) girdiği simbiyoz (karşılıklı çıkar ilişkisi) neticesinde alan bu bitki, yatağın ilk sakinleri olarak uygun bir seçim gibi geldi bize. Aynı özellikleri gösteren daha başka baklagillerle birlikte de ekilebilirlerdi ancak böyle denk geldi. En güzel nokta da bu bakterilerin hazır azotu kullanmak yerine serbest haldeki azotu bağlayabilmeleri.

Baklalar, Nisan sonunda buraya geldiğimizde (şu an şubat) muhtemelen ya çiçekte olurlar ya da ilk baklalarını vermeye başlamış olurlar. Her halukarda da, geldiğimizde bu baklaları biçeceğiz; biçilene kadar güçlü kazık kökleri ve yaygın saçak kökleriyle altlarındaki yaprak katmanlarını parçalayacaklar, biçildikten sonra da kök hücrelerinde bulunan ve köklerindeki nodüllerde bağlanan azotla hem mikroorganizmaları, hem de kendilerinden sonra aynı yere ekilen, dikilen bitkileri besleyecek ve toprağın canlılığını arttıracaklar.

Biçilen yeşil sap ve yaprakları ise toprağa karıştırmak en iyisiyse de toprağa karıştırdıktan sonra yeteri kadar zamanımız olmadığından (Bir hafta kadar kaldıktan sonra İstanbul’a dönmemiz gerekecek) bu parçalar ayrışmaya başlamadan yeni fideleri dikmek doğru olmaz. Bu durumda komposta atmak daha uygun görünüyor.

26

Sonrası böyle: baklaları biraz aşağıya ittik, üzerlerini örttük ve yarım kova daha gübre serptik, suladık, etrafına da yeri belli olsun ve üzerine basılmasın diye taş döşedik ve işimiz bitti. Önümüzdeki yıl bu yatağı bir karış kadar daha yükseltmeyi düşünüyorum; yerden biraz yükseltmenin faydalarını da o zamana bırakıyorum, şimdilik kalsın.

27

Buradaki küçük yatak ta diğerinin yarım metre ötesinde aynı yöntemle oluştu. İkisini aynı anda doldurduk ve buraya da baklalardan başka üç kök enginar diktik. Hayatta kalırlarsa bir küsur sene sonra palazlanmış olurlar…

SONUÇ veya KÜÇÜK BİR TOPARLAMA: Hazırlığı meşakatli olsa da uzun vadede harcanan emeğin kat kat fazlasını telafi eden bu sistemi deniyoruz. Hugelkültürün kurak yöreler için uygun bir yorumlaması olan bu sistem (Biz “Çukukültür” dedik) su tutma kapasitesi bakımından ve kendi döngüsünü sağlayabilme özelliğini taşımaya aday olacağından dolayı denemeye değer olduğunu düşünüyoruz.

Orman kökenli kimi maddeler ve kullanılan diğer her şey sağlıklı bir döngünün alt yapısını oluşturuyor. Sonrasında ekilecek, dikilecek her şey bu döngüyü bozmayacak nitelikte olmalı. Karışık ekim-dikim; zaman zaman rotasyon, yani sıralı ekim yöntemleri olası zararlıları güçten düşürme, yok etme gibi faydalar sağlamasının yanı sıra besin maddelerinin de daha dengeli tüketilmesini sağlayacaktır.

Olası patojenlere karşı yatak içindeki flora, fauna ve mantarlar destekleyici olacaksa da duruma göre dışarıdan mikroorganizma ve kimi mantarların takviyesi yapılabilir. Bu takviyeler yakın civardan yapılabildiği takdirde daha uygun olacaksa da görünmeyen alemlerle uğraşmak ve ancak zaman içerisinde emin olmak yerine hazır ürünlerin desteği de tercih edilebilir. Ama, şunu unutmamalı: Mikroorganizmaların, küflerin, mantarların, diğer toprak canlılarının yaşayabileceği, zengin besin içerikli –ama fazla değil- nemli, havalı, humusu da, mineral yapısı da kıvamında bir toprakta patojenler barınamazlar. Oldu da barındılar, yayılamazlar, hastalıklara sebebiyet veremezler, oldu da verdiler, işte o zaman bu hastalıklar ateş olsa cürmü kadar yer yakarlar.

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Responses to Altı Yaprak Üstü Bulut / Çukurkültür2 -Şubat 2014-

  1. Geri bildirim: Anonim

  2. asmalıtepe dedi ki:

    Günaydın olsun, işleriniz kolay gelsin. Çevre duyarlılığı ile, Ekolojik dengeyi koruma amaçlı yapılan çalışmalara saygı duyuyorum, takdir ediyorum, Bizlere sunarak bilinçlenmemize yardım ettiğiniz için de teşekkür ediyorum. Bilinçle ve en organik şekilde hazırladığınız o sebze yataklarında kimbilir ne lezzetler yetişir, Çevreye salınan ne zehirler,toksinler engellenir. Toplumda sizler gibi bilinçlenen, bilinçlendiren bireylere çook ihtiyacımız var. Hoşçakalın…

    • taslibahce dedi ki:

      Teşekkürler, elimizden geldiğince…

      Bu arada halen gidemedim, bu yataklara ve başka birkaç yere dikilen sebzelerin hali nasıldır kim bilir. Yağmurlar iyi yağdı, ki şimdiye kadar haziranda bu kadar yağmura o bölgede hiç rastlamadım. Mayıs sonu yağmurların da sonu olurdu genellikle. Bu yıl mayıs ve haziran şu ana kadar iki yağmur arası en fazla 8 gün açıldı. İnşallah dayanmışlardır. Hazırlanan bu yatağa da güveniyorum, bakalım, hayırlısı…

      Hoşçakalın…

  3. MUSTAFA dedi ki:

    MERHABA
    SİZİ CAN-I GÖNÜLDEN TEBRİK EDİYORUM.BAŞARILARINIZIN DEVAMINI DİLERİM.GELİŞMELERİ MERAKLA BEKLEYİP TAKİP EDECEĞİM İNŞAALLAH HAYIRLI GÜNLER….

  4. günay dedi ki:

    Bu bloğun en heyecanlandıran kısımlarından biriydi. Gün ortasında durup durup aklıma geliyor. birgün ben de böyle yaparım diye.:)
    Gerçi mutfak atıklarının bitkilerin gelişimindeki katkısına dair bilgim vardı ama bu kadar net ve görsel açıdan yeterli olanına ilk defa rastladım. Bir kutlama da buraya…:)

    • taslibahce dedi ki:

      Sağolun, varolun 🙂
      Sonraki uygulamalara da bu yolda devam ettik; anladığım kadarıyla sırayla okuyorsunuz, yeri geldikçe sonuçları görürsünüz 🙂

  5. günay dedi ki:

    Haklısınız sn taşlıbahçe, artık sırayla okumaya çalışıyorum. Belki “bu bloğun” değil de “şimdiye kadar okuduklarımın” demeliydim. Kimbilir daha nelere hayran kalacağım. 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s