ÇUKUR-KÜLTÜR – Kasım 2013-

1-kasım-13

Kasım ayındaki bir haftalık tatilde yine düştük yollara. Taşlıbahçe’ye vardığımızda bizi ilk karşılayanlar mersin kardeşler oldu. Keyifleri yerinde görünüyor. Birazını atıştırdık, geri kalanı da kuşlara…

Yapılacak işler listesini on emir edasıyla bir kağıda yazarak kapının ortasına astık. Hallettikçe tik atmanın keyfi bambaşka. Yapılacak işler arasında bir sebze yatağı hazırlamak, sıkışıklık yaşayan rokaların afiyetle seyreltilmesi, roka, tere, ıspanak, bakla ve soğan için gübre takviyesi, getirdiğimiz fidanların dikimi.

Hepsi birbirinden keyifli bu işleri yaptık, birazdan detaylara gelirim. Daha başka ufak tefek işlerin yanında bir de teneke soba kurduk, mutfak dolapları için de marangoz araştırmasına girdik, anlaştık ve geldiler, ölçüleri aldılar. Şubat tatilinde montajı yapılacak diye konuştuk.

Soba gelince evimiz biraz daha ev oldu. Bazı zamanlar evin ev olduğu zamanlar oluyor. Bir şey oluyor ve daha önce eksik olan bir şey yerine oturuyor. Soba ve ateş de bunlardan biri.

Evin inşaattan çıkarak bir ev haline gelmesini ilk olarak geçen yıl kalmaya başladığımızda hissettik. Arkasından ilk misafirimiz geldiğinde. Sonra ilk bayram ziyaretlerinde ve en sonunda da soba kurulduğunda ve yandığında.

Tüm bunlar evin varlık nedenlerini karşılayan şeylerdi. Barınma ihtiyacı, sosyal çevre ihtiyacı ve kabul görülme, soğuktan kaçarak sıcak yuvaya sığınma duygusu. İşte bunlar evi ev yapan şeyler. Ama şu soba içlerinden en doyurucu olanıydı. Dışarısı soğuduğunda çıtırdayan sobanın yandığı eve girmek, işte buydu. Aradığımız.

soba

Üzerinde kızaran ekmekler, güğümde ısınan su, çaydanlıkta demlenen çay, tencerede pişen yemekler, ısındıkça mis kokusunu etrafa dağıtan mandalina kabukları ve bir klasik: Kestane kebap…

Önümüzdeki kış bu teneke soba yerine mutfakta lazım olan bir kuzine almayı düşünüyoruz. Bu sobayı da delinene kadar oturma odasında yakarız.

Gelelim işlere; önce sebze yatağı:

1b-kasım-13

Yukarıda “hugelkültür”ü kabaca gösteren genel geçer bir çizim yaptım. Farklı şekillerde veya farklı malzemelerle yapılan örnekleri varsa da en bilinen ve yalın hali böyle. Genellikle toprak zemin bir karış kadar kazılıyor veya kazılmıyor, kuru veya hafiften çürümeye başlaması yeterli olan odun, dal, çalı çırpı parçaları gibi kaba malzemelerle bir yığın oluşturuluyor, onun üzerine saman örtüsü, çim kırpığı veya yerinden kaldırılarak toprağıyla birlikte ters çevrilen çimenler, onun da üzerine humusça zengin toprak yığılıyor. Sebzeler, yemeklik otlar vb. bitkiler, yerden yüksekliği genellikle 1 veya 1.5 m kadar olan bu tepe şeklindeki iki yanı eğimli yığın üzerine dikiliyor.

Sistemin faydaları çok: İçerideki organik maddeler uzun zaman besin takviyesi yapıyor, nemi tutuyor, mikroorganizmalar ve diğer toprak canlıları için de yaşanası bir alem oluyor.
“Hugelkultur”ü aynen almak yerine önce nedenini, niyesini merak ettik ve bize uyan bir yorumlamasını yaptık. Almancada “hugel” tepe demekmiş ve bu “tepe” formu niye var veya niye bu denli abartılı diye de düşündük haliyle.  Muhtemelen bu sistemin geleneksel olarak uygulandığı kuzey enlemlerdeki bol yağış böyle bir sistemi gerekli kılmış olmalı. Aksi halde, havasız ortamdaki çürüme olayına çok elverişli bir hal alabilirdi ki bu hiç istenmez. O halde yağmur özlemi çeken biz Egeliler olarak bunun tam tersini uygulamamız mantıklı geldi.

2-kasım-13
Sistemin drenaj ve buna bağlı gelişen havalanma faydalarından feragat edip su tutma kapasitesine yüklendik. Kanımca, böyle yapmazsak, yani yüksek bir tepecik olarak orijinal sistemi kurarsak yatak hızlı kuruyacak ve sulama sarfiyatı artacaktır. Burada su fazlası olmadığından ve bu suyun da drenaj problemi olmadığından ve drenaj yetersizliğinden kaynaklanan oksijen yetersizliği problemi de olmadığından dolayı “tepekültür” yerine “çukurkültür” yapalım dedik.

Evin üst yanından yola yükselen istinat duvarının dibinde 70 cm eninde 7 m boyunda ve 65 cm derinliğinde bir çukur kazma işine giriştik. Daha doğrusu ben yine fotoğrafçılık ve ek olarak da malzeme toplama işini aldım. Eşim ve annem de ufaklıkla nöbetleşe ilgilendiklerinden çukur işini de nöbetleşe hallettiler.

Göründüğü üzere bu iş bir hayli zorlu geçti. Koca kayalar çıktı. Fotoğrafta Taşlıbahçe’nin hanımı bu kayalardan birini tuttuğu gibi dışarıya bir yere fırlatmaya çalışıyor. Yerinden pek oynatamayınca ve bana da belimdeki rahatsızlıktan dolayı bu işi deneme izni çıkmayınca taşın yanına daha derin bir çukur kazılarak oraya yuvarlanıyor.

3-kasım-13
Kazı işi bayanların haklı gururuyla nihayetlenip dünyalar güzeli çukur kendini gösterdiğinde sıra çukurun kazıldığı süre zarfında buraya taşıdığım odunları yığmaya geliyor.

4-kasım-13
Burada 5 çuval odun, dal, kabuk gibi kaba organik malzeme var; aralarında yaş odun yok, yani yeni kesim değiller. Yaş odun elde olsa dahi konulmaması gerekiyor. Kurumuş malzeme uygun veya hafiften de olsa doğal yollarla ayrışma sürecinin başlaması ise işleri hızlandırıyor. Bizim kullandıklarımız da en az bu durumda. Çoğu ise mantar miselleriyle sarılmış haldeyken kimileri de sünger gibi olmuş artık.

Tüm bu malzemeleri küçük toprağımızın yanından geçen derecikten topladım. Dere boyu daha çok çınarlık olduğundan bu kütüklerin ve dal parçalarının çoğu da çınar oldu. Reçineli ağaçların odunları ise bu iş için tercih edilmiyor. Ayrışma süreçleri uzun, reçine ise toprağın kıvamını olumsuz etkiliyormuş. Bence reçineli odunların kullanılması durumunda dahi uzun vadede sorunlar dengelenir, ama problem de sanırım bu; doğal dengeleri hızlıca taklit ederek hızlıca sonuç almaya çalışıyoruz o nedenle de hızlı cevap veren malzemelere yöneliyoruz…

Bahsettiğim dereciğin yatağına, yağmurların arkasından sel sularıyla birlikte bir hayli malzeme geliyor ve taşlara, ağaç köklerine takılıyorlar. Dere boyundaki kuru bir erik ağacını da bu dereciğin içine yıktım; bizimkiler görse buna da izin çıkmazdı ama dikkatlice yaptım bu işi, zorlamadım kendimi, daha çok teknikle çözdüm. Bir dahaki gelişimizde çokça malzemenin buraya takılıp yığılacağını umuyorum. Böylece şubatta hazırlamayı planladığımız yatak için malzemelerimiz tek bir yerde olacak.

Yığdığımız bu kaba malzeme üzerine de ayrıştırma işine devam edecek mikroorganizmaları beslemek, daha doğrusu azot ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yarım çuval yanmış keçi gübresi serptik. Geleneksel hugelkültür’de gübre yerine azot bakımından zengin çimen veya benzeri bir yeşil malzeme de kullanılabiliyor. Fark etmez.

5-kasım-13
Yığılan odunlar üzerine ekleyeceğimiz samanımız ve onun da üzerine gelecek humusça zengin bahçe toprağımız olmadığından kendi civarımızdaki uygun hammaddelerle işe devam ettik.

Henüz kuruyup dökülen çınar yapraklarını serdik. Çınarı seçmemin özel bir nedeni yok, dere boyunda en çok onlar var. Kuru olduklarından biraz suyla ıslattık ve bir çuval gübreyi de bu yaprakların üzerine serptik ama hepsini birden değil. Bir kat yaprak, biraz gübre, bir kat çukurdan çıkan killi toprak; bu sıraya bir kat dersek toplamda 8 kat yaptık ve bir çuval gübreyi bu katlara pay ettik.

Toplamda 9 çuval yaprak gitti. Yaprakları olabildiğince ince serdik çünkü üst üste binen geniş yapraklar, üzerlerinde yük de varsa havasız bir ortam oluşturuyor. Bu durumda da oksijenli ortamdaki organikleri hızlıca parçalayan mikroorganizmalar yerine oksijensiz ortamda çalışan mikroorganizmalar işi devralıyor ancak çok yavaş olduklarından süreç uzadıkça uzuyor; kötü koku nedeniyle de biz bu işe ayrışma yerine çürüme deyiveriyoruz. Geniş yapılı yapraklarla yaptığım kompostta en büyük problem bu olmuştu. Önemli bir nokta da bu türden havasız ortamların patojenler, yani hastalık yapıcı mikroorganizmalar için de davetkar olması.

Bu nedenle geniş yaprakları hem ince katlar halinde serptik, hem de aralarına toprak ve gübreden başka çok az da olsa dökülen çam iğnelerini kullandık ki geniş yüzeyleri birbirine arada hava kalmayacak şekilde yapışmasın. Hem potasyum kaynağı, hem de muhtemel asitliliği dengelemek amacıyla alkali bir malzeme olarak elimizde bulunan odun külünü aralara hafifçe serptik (Karbon temelli organik maddelerin mikroorganizmalarca ayrışması sürecinde bir takım zayıf asitler ortaya çıkar ve bu da toprak asitliliğini bir miktar arttırır).

6-kasım-13
Sekizinci katla birlikte zeminin 10 cm kadar da üzerine çıktık. Sonraki yıllarda yeteri kadar malzemeyle 20-30 cm’ye kadar yükseltmeyi düşünüyorum. Bu aşamada, toprağın yapraklı katlarını, derine inen ve etrafa saçaklanan kökleriyle parçalaması ve biçildiği zaman hem mikroorganizmalara, hem de kendilerinden sonraki sebzelere azot sağlaması için baştan sona bakla ektik.

7-kasım-13
Son olarak ta yine dere boyu kenarlarında kısmi olarak toprağa dönüşmüş humusça zengin malzemeden bir çuval alarak en üste serptik. Göremesek de bu humusça zengin toprakla birlikte mikroorganizmalar, yararlı veya zararlı nematodlar gibi pek çok canlıyı da getirmiş olduk. Görünmeyenlerin yanında top böcekleri, örümcekler, kırkayaklar, çiyanlar ve solucanları da getirdik. Bu canlılardan kimileri birbirini yiyecek, kimileri toprağı işleyecek, salgılarıyla yapısını iyileştirecek. Hepsinin bir yeri olacak.

Toprağı havalandıracak ve salgılarıyla iyileştireceklerin en ünlüsü olan solucanlar birkaç dakika içinde gözden kaybolup yeni yuvalarının derinliklerine doğru giriverdiler. Böylece buradaki cansız dolgu toprak(kazdığımız esnada tek bir solucana bile rastlamadık) içindeki mikroorganizmalarla, mantarlarla, tohumlarla, türlü böcek ve solucanlarla birlikte, yaşayan bir toprağa dönüşme işine koyuldu.

NOT: Bu bir deney; ormandan gelen faydalı mikroorganizmaların yanı sıra zararlı mikroorganizmalar ve genel anlamıyla patojenlerin gelmesi de yüksek olasılık. Yararlı organizmaların muhtemel zararlıları baskılayacağını umuyoruz. Yararlı pek çok etkin mikroorganizmaların bir karması da piyasada EM-A ticari ismiyle mevcut. Şu an dışarıdan katkı olmadan bir sistem kurmaya çalıştığımız için henüz karar vermedik. Tabii ki kötü değil, aksine harika bir ürün. Yalnızca biraz daha düşünmek ve araştırmak, fazladan yararlı mikroorganizmalar gelmeden neler olacak görmek istiyoruz. Benzer bir kararsızlığı da mikoriza* konusunda yaşıyoruz. İlk fırsatta doğadan veya hazır paketle mikoriza aşılaması yaptığımız takdirde içimiz biraz daha rahatlayacaktır.

NOT: Şubat ayında biraz daha büyük ölçekte ancak aynı mantıkla hazırlayacağımız yatakla ilgili yazıda, yukarıda hızlıca geçen pek çok konuyu açarak ele alacağım.

* Mikoriza: Bitkilerle karşılıklı çıkar ilişkisine dayalı ortak bir yaşam sürdüren, bitki köklerini kimi patojenlere karşı koruyan, bitkinin alamadığı bazı besin tuzlarını ve dolayısıyla suyu bitkiye ulaştırabilen kök mantarları.

8-kasım-13
Unutmadan, baklalardan başka biraz arpacık soğan ektik ve üç de enginar diktik. Enginarları yavrulamaları için diktik, sonra çıkararak başka yerlere dağıtırız.

Bu yatağı önümüzdeki yaz, yaz sebzelerine ayırdıktan sonra ise asıl sahiplerine bırakacağız. Onlar da yer elmaları olacak. Bu yatak evin arkasında kaldığından güneşlenme süresi diğer yerlere nispeten daha az. Yerelmaları, uzun boylarıyla bundan etkilenmeyecekler, bu artının yanı sıra toprağın az güneş görmesi de onların sevdiği veya toleranslı oldukları bir şey.

Ayrı bir yerde olmaları ise diğer sebzeler için daha hayırlı olacak. Arsızlar ve aynı zamanda da “alleopatik”ler, yani diğer bitkileri baskılayabilecek bir takım kimyasallara sahipler.
Kendilerine ayrılacak bu yerde, arkalarındaki yüksekçe duvarın önünde sarı çiçekleri ve koca yapraklarıyla boy göstermeleri ne güzel olur.

9-kasım-13
Hazırlanan bu yatağın az ilerisine de kış yaz yeşillik olsun, çiçekleriyle insanın içini açsın diye bir de zakkum diktik.

10-kasım-13
Evin ön tarafına da evdeki saksılardan birinde kendi kendine çıkan üzümü getirip diktik. Ön tarafa düşündüğüm dar uzun çardağa sardırırız. Önce olgunlaşmasını bekler, meyvesine bakarız, gerekirse aşılarız.

11-kasım-13
Geçen gelişimizde diktiğimiz biberiyeler çiçeklenmiş; biberiyelere olan düşkünlüğümle her yerin biberiyelerle dolma tehlikesi de var, kendimi tutmam gerekebilir. Ama ne karakterli, ne güzel çiçekli, ne yaban kokulu bir güzellik bu böyle…

12-kasım-13
Biraz daha büyüyerek iyice sıkışan rokaları afiyetle seyreltme projemiz gerçekleşti. Günde üç öğün roka salatası soframızı yeşillendirdi. Aromaları, keskin tatları harikaydı.

 

13-kasım-13

Notlarıma baktım, bu fotoğrafın çekilmesinden tam 27 gün önce ekilmiş baklalar. Havalar iyice soğuyana kadar büyümeye devam…

 

14-kasım-13

Baklalar gibi onlar da 27 günlük. Arpacık soğan olarak ekilmişlerdi. Burada fotoğrafı olmayan başka bir işimiz de buğday ekmek oldu ama normalde tarla ölçeğiyle bahis konusu olan bu iş bizde metrekare hesabıyla oldu. Dönüş gününden bir gün önce bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda 8 m2 kadar bir alana serptik buğdayları. Biliyorum olmaz bu iş yağmurda ama bir hevesle yaptık.

Bu buğdaylar bu bölgenin yerli tohumlarından, adı “karakılçık”. Bayramiç’ten arkadaşımız Balıkçı Mustafa (Bayramiç-Yeniköy) yerli buğday çeşitlerini toplayarak dönümlerce ekimini yaptı; bize de aşamalı olarak oradan geldi.  Batımızdaki tepenin arkasında tarlası olan ve inşaatta bize yardımcı olan arkadaşımız Burhan, Mustafa’dan aldığı hem bu, hem de diğer yerli çeşitleri 3 yıldır ekiyor. Biz ondan aldık. Olur da birkaç kase mahsül alırsak, seneye kendi tohumlarımızla 20 m2’ye çıkarız inşallah…

15-kasım-13

Bu manzara da az evvel bahsettiğim yağmurdan sonrası.

 

16-kasım-13

Ve son gün.  Hava açmış, gökyüzü parlak, deniz gökyüzünden parlak…

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Responses to ÇUKUR-KÜLTÜR – Kasım 2013-

  1. asmalıtepe dedi ki:

    Çukurkültür: kompostu direk sebzenin altına sermişsiniz doğru anladım sa. Pratik zeka. Sistematik bir ürün yetiştiriciliği mi, buluşçu – deneyimsel bir yol mu izliyorsunuz bilmiyorum ama, iyi bir zeka.
    Yok iltifat olsun diye söylemiyorum. Siz yaşınıza fark atacak kadar akademik birikimli birisiniz Sayın Taşlıbahçe.
    Yeşil canlıların hepsi çok güzel kimbilir ne lezizdirler. Asmanız yaban bence, güzel bir türe aşılarsanız güzel eşiniz ve cici kızınız afiyetle yesinler.. sağlık ve mutluluklar.

    • taslibahce dedi ki:

      Sayın asmalıtepe, çok teşekkürler. Elden geldiğince araştırmaları yaşayacağımız ortama uyarlayarak yol almaya çalışıyoruz.

      Esin kaynağı “hugelkültür” oldu. “Çukurkültür” ismiyse “hugelkültür=tepekültür”e bir atıf olarak dile geldi. Aslında pek çok benzer yöntem ve örnekleri var. Bizim deneyselliğimiz dışarıdan girdiyi olabildiğince azaltarak elimizdeki ve yakın civarımızdakilerle ne yapabilirizin peşinden gitmemiz.Yakın civar deyince “orman” büyük bir kaynak ancak onu dilediğimizce kullanma ve sömürme hakkını kendimizde görmüyoruz, dolayısıyla bir traktör orman toprağı getirmek yerine dereyle denize kadar inecek kimi orman artıklarını alarak ormandaki kadar zengin bir toprak döngüsünü başlatmaya çalışıyoruz. Bunun için de uygun malzemeleri uygun şartlar ve uygun canlılarla birleştirme yoluna giriyoruz.

      Kompostu direk sermek yerine tabanda kütük, dal, çalı çırpı gibi kaba organik maddelerin varlığı çok daha avantajlı. Su tutma kapasiteleri, yavaş çözünerek uzun süre besi sağlamaları ve asiditeyi hızlıca arttırmamaları, mikroorganizmalar ve diğer toprak canlıları için -drenaj sağlanmış ise- mükemmel bir yuva olmaları vb.

      Bu konuyu biraz daha etraflıca ele alarak aşamaları daha detaylı fotoğraflanmış ve anlatılmış bir yazı hazırladım. İki yazı sonra ekliyorum.

      Asmaya gelince, tohumdan yetiştiği için muhtemelen yabana kaçmıştır biraz. Onlar da bizim gibi özlerine dönme çabasındalar 🙂

  2. sinan dedi ki:

    Ben şimdiye kadar tarım yapmak için toprağın yetiştireceğimiz tohumların dışında her şeyden arıtılması gerektiğini zannediyordum. Tabi kendi tarım tecrübesi olmayan birisi olarak. Şimdi bu yazınızla anlıyorum ki; tarım toprağını doğa değil de insan oluşturacaksa her türlü organik oluşuma açık bir yapıda hazırlaması ve gerekmedikçe müdahale etmemesi gerekli. Çok şey öğreniyorum ve bunları kullanmayı umuyorum. Harikasınız..

  3. artimuscondoin dedi ki:

    Merhabalar sayın taslibahce, kendi çapımda amatörce yaptığım araştırmalardan öğrendiğim kadarıyla hügelkultur, toprağın su tutma kapasitesini artırdığı [bence oluşan katmanlardan (katmanlar buharlaştırmayı önlüyor olabilir) ve toprak altına konulan kütüklerin suyu emip muhafaza etmesinden kaynaklanıyor] ve zamanla parçalanarak toprağın ihtiyacı olan mineralleri sağlamasından dolayı tercih ediliyor. Hatta okuduğum bazı yazılarda yaz oyunca bitkiye hiç su verilmeden ürün alınabildiği yazıyordu. Sizin yapmış olduğunuz çukur kültürde durum nedir acaba? Yani merak ettiğim toprağı ne sıklıkla suluyorsunuz?
    Bol, bereketli ve sağlıklı ürünler almanız dileklerimle.

    • taslibahce dedi ki:

      Bizimki gibi yazın yağmura hasret bir coğrafyada hugelkültür yani tepe formunda bu yapıyı hazırlamak bir işe yaramaz, çalışmayan örnekleri gördüm. Çukura aldığınızda suyu çok iyi tutuyor. Genelleme yapmak yanlışsa da suyu seven derin köklü sebzeleri beş veya altı günde bir, suyu seven yüzeysel köklü bitlileri ise dört günde bir sularsak hiç sorun yaşamıyoruz. Bu süreyi birkaç gün geçirince stres belirtileri görünüyor. Dolayısıyla strese sokmadan birkaç gün önce sulama yapıyoruz. Tek önemli nokta sulama aralıkları değil. Miktar olsarak da daha az kullanıyoruz suyu. Bu yıl 920 kg domatese 27 ton su kullandık. Böyle bir ürün için civarımızdaki geleneksel yolla sulama yapanlar 100 tonu geçiyor.

      Bu yöntemde sulama yapmayanlara gelince, doğrudur, yaz yağışında sıkıntısı olmayan bilhassa kuzey Avrupa ayarında bölgelerde, Bizde özellikle Doğu Karadeniz de olabilir, sulama yapmama şansları olabilir. Onların asıl derdi suyun azlığından çok fazlalığı ve drenajı. O yörelerde bu nedenlerle tümsek formu kullanmak daha uygun.

      Ve bu yazıdan sonra bu konuyla ilgili eklediğimiz bir yazı daha var birkaç yazı aşağıda: “Altı Yaprak Üstü Bulut-Çukur Kültür 2” Ona da bir göz atın

  4. Geri bildirim: TOPRAK AŞILAMA ( Nedir ,Nasıl Yapılır , Önemi Nedir ? ) – Otomobil Blogundan Daha Fazlası.

  5. Geri bildirim: Bile bile lades: Ayrık otu – 2. bölüm | Permakültür Platformu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s