Babalar ve Oğullar -Mart 2013-

Hayatı boyunca kimsenin sözünü dinlemeksizin dilediğini yapan, 70’ine merdiven dayamışsa da o merdiveni istediği yere dayayan, bitmek tükenmek bilmez bir enerjiyle dolu olup emekliliğin getirdiği sıkıntıyı biraz da buralarda dağıtmak isteyen bir baba ve insanların yedisinde neyse yetmişinde de o olduğu gerçeğini geç idrak eden bir oğul. Olabildiğince hızlı, gizli, akıl almaz operasyonlar.

1-mart-13

Hızını alamayan babam evin etrafını taş ve betonla doldurdu. Evin arkasına yapılan bir duvar görünüşte bize 50 m2 kadar bir alan kazandırdı ancak harcanan emek, malzeme ve maddi kaynakla yapacaklarım çok daha yararlı olurdu. Bunların ne yeri, ne de zamanıydı. Üstelik tüm bunlar kenarda olduğu varsayıldığı halde olmayan maddi kaynağımla yapılan işler. Yani evin içine ayırdığım bir miktar kaynak bu işlerin yarısını dahi karşılamadı ve bir ton borca giriverdim. Yaz için evin içine odaklanmış ve birikim yapmaya başlamışken bu olanlar haliyle sinir bozucu. Evin arkası için çok daha basit bir çözüm vardı kafamda. Ama, en uygunsuz olanı bu değil; bakın daha neler var:

2-mart-13

Bu duvarla yolun arası tesviye edildiğinde soldaki alanı kazanmış olduk ancak bununla yetinmeyen babam bir mikser betonu buraya döktürüvermiş.

3-mart-13

Betondan olabildiğince uzak kalmaya çalışırken, betonlarla boğulmuş şehirden kaçarken bir mikser beton! Olacak iş değil.

4-mart-13
Sonra da bu betona beni mutlu etmek için açılan fidan delikleri. Nişantaşı’nda kaldırıma ağaç dikiyoruz sanki. Betondan kaçmak için didinen birine reva mıdır? Devam edelim:

5-mart-13

Dört arabalık otoparkımıza haliyle bir güvenlik önlemi de lazım… Devam:

6-mart-13

Fotoğrafta görünen bu gemi burnu ise çardak alanımız. Boyutu düşündüğümüzden küçük; görünüşü ve şekli, geometrisi tuhaf ve önünde bir gemi burnu var. Üstelik yine beton, yine gri. Şömine için ayırmış olduğum uzun köşe taşı da yatırılmış buraya. Artık ön tarafa bir dümen, yan tarafa da çapa koymaktan başka yapacak bir şey kalmadı sanırım. Bir de bu geminin kıç tarafından arkalara doğru bakalım:

7-mart-13

Görünen manzara böyle. Taş üstüne taş… Taşların bir araya gelişi hiç böyle rahatsız etmemişti beni. Mutfağa yakınlığından dolayı ot bahçesi olarak düşündüğüm bu alanı yaprak dökmeyen çalı ve ağaçlarla donatarak bu taşa boğulmuş sert görüntüyü yumuşatmak daha uygun olacak gibi. Tonluk deponun yanında bulunan bir şey daha var. Nedir acaba?

8-mart-13

Toprak damları ezmek için kullanılan taş bir silindir. Taşlarla birlikte getirmiştik taşlarını aldığımız yıkıntıdan. Artık iskele babası olmuş. Aşağıdaki gemimizi buraya bağlayabiliriz. Devam edelim:

9-mart-13

10-mart-13
Betondan merdivenlerimiz de hazır. Daha önce birkaç basamak taş merdiven denememiz olmuştu. Zor ve masraflı bir iş olduğunu da görmüştüm. Bu nedenle ben de betondan merdiven yaptırmayı düşünüyordum ancak harcın içine kiremit tozu katarak evin dolgusuna benzer bir ton düşünmüştüm. Şimdi ya böyle gri kalacak, ya üzerine bahsettiğim harçla bir ek sıva yapılacak ki atma olasılığı çok fazla, ya da kayrak kaplanacak(?) Ne olacaksa olacak ama şimdi değil. Belki iki veya üç sene sonra… Düşünmek istemiyorum. Ama artık eve inmek çıkmak oldukça kolay oluyor. Bu arada sağdaki fotoğrafın üst kısmında görünen kapıya da bir bakmalı.

11-mart-13

Yıkıntı evden gelen çam özleri kesilmiş, temizlenmiş ve nedense üç direk halinde dikilmiş. Biri giriş kapısı, öbürü de servis kapısı olsa gerek(?!) İlk fırsatta sağdakini kesmeyi düşünüyorum. Diğerine de çift kanatlı bir kapı iyi olur. Kanatlardan biri gerektikçe kullanılmak üzere yere sabitlenir, diğeri de çalışır. Devam edelim:

12-mart-13

Evin hemen altına atılan hafriyat toprağının bir kısmını yukarıya doğru, yani evin önüne, bir kısmını ise daha aşağıya doğru dağıtmış, geriye kalanını da bırakmıştım. Yukarıdaki fotoğraf kasım ayında çekildi. Hafriyat toprağı bu sette daha küçük bir ara set oluşturmuş gibi görünüyordu. Burayı, yine kuru duvarla, toprağı akıp gitmeyecek bir ara set haline getirmeyi düşünmüş ve bunu babama da söylemiştim.

13-mart-13

Hiç düşünmediklerimin yanında düşündüklerimin de olması tek tesellim. Setin diğer tarafında gri, kutu gibi bir şey görünüyor. O da bu sete yerleştirmeyi düşündüğüm on tonluk su deposunun oturacağı yer. O da olmuş ama yine betondan.

14-mart-13

Bu fotoğraf da aynı set, diğer taraftan. Ve toparlayarak kapatıyorum bu konuyu. Büyük evleri sevenler için küçük olabilir ama düşündüğümden büyük bir ev oldu. İnşasından sonra bahçeyi olabildiğince doğal malzemelerle, eğri çizgilerle toparlamayı düşünürken, gereksiz, dümdüz, sert köşeli taş duvarlarla ve dökülmüş betonlarla birlikte hem ev hem de bu bahçe her halleriyle bir İstanbullunun buraya ayak bastığını gösteren yapılara dönüştüler; bu durumda resmen sinir harbi yaşadım. Bu sinirle de inşaata çıkmadan önce kepçeciye giderek “müsaitsen kırıcıyı al da inşaata çıkalım”dedim ama olmadı; “çıkarız da şu hesabımıza bakalım, nasıl yaparız” cevabını aldım. Meğer taşları getirenler onlarmış. Dolayısıyla betonu kırdıramadım.

Nihayetinde Mart ayında benden gizlice yapılan işleri fotoğraflardan görmüş, nisan ayında da yakından incelemiş oldum. İlk hislerim büyük bir soğukluk oldu. Bin bir çabayla sıcak bir yuva için çalışırken, her aşamasında işin içinde olmak için uğraşıp dururken hiç düşünmediğim ve kesinlikle istemediğim şeylerle duvara çarpmış gibi karşılaşmak, tüm uğraşlarımı ve beslediğim hisleri allak bullak etti. Ev artık benim evimmiş gibi gelmedi. Sonradan görme bir hevesle tasarlanmış duvar üstüne duvar bir bahçeydi karşımdaki. Sanki Gümüşyaka’da villam varmış da bahçesini yapmışım.

Şu an bunları yazarken aynı şeyleri düşünmekle birlikte belki biraz abarttığımı da düşünüyorum ama emin değilim; henüz sindiremedim. Yine de daha sakin olduğumu söylemeliyim. Olan oldu. Şifa yine doğada. Dikilecek yeni fidanlar, ekilecek tohumlar bu yarayı iyileştirir diye umuyorum…

Bu arada daha önce diktiğimiz fidanların başlarına da bir şeyler geldi. Bunların sorumlusu ise bu kez babam değil: Karacalar. Selvilerden arazi kenarlarına diktiklerimiz değil, ortalarda bulunan iki selvinin ikisinin de gövdelerini boynuzlarıyla sıyırmışlarken mimozayı, muşmulayı ve elmayı da kemirmişler. Neyse ki yaşıyorlar. Anlaşılan arazinin etrafını çevirmedikçe bu türden problemlerle sık sık karşılaşmak olası. Neyse, artık bitireyim bu yazıyı.

 

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

15 Responses to Babalar ve Oğullar -Mart 2013-

  1. Emel Çelik dedi ki:

    Evet, bana da biraz abarttınız gibi geliyor. Ya, tamamen her şeyi kendi başınıza yapmak istediğinizi, kimsenin bu işe karışmasını istemediğinizi en baştan (babanıza) söyleyecektiniz. Ya da bütün planlarınızdan, bütçenizden, isteklerinizden, duygu ve düşüncelerinizden babanızı “zamanında” haberdar edip ondan sonra inşaata gitmesine izin verecektiniz. 🙂
    Şaka bir yana sevgili Taşlıbahçe, şu anda geri dönüşü olmayan şeyler için kendinizi (ve babanızı) fazla üzmeyip “vardır elbet bir bildiği” deyip yola devam etmek en güzeli galiba. Hem belki de yıllar sonra babanızı ve yaptıklarını sevgiyle anıp “o zaman çok kızmıştım kendisine ama bunu böyle yapmakta çok haklıymış” demeyeceğinizi nereden bilebilirsiniz 🙂 Babanıza tekrar sevgiler ve saygılar.

    • taslibahce dedi ki:

      Teşekkürler Emel Hanım, yüreğime su serptiniz.
      Diğer taraftan, planlarımı ve düşüncelerimi, bütçemi, amacımı vb. emin olun söylemiştim. Hata benim, potansiyelini biliyordum ve çok istediğim “su” işi dolayısıyla değişmiş olacağını ümit ederek hareket ettim.
      “Neyse, olan oldu” diyeli zaten bir yıl oldu; yola devam ediyoruz 🙂

  2. Emel Çelik dedi ki:

    Güzel bir siteye rastladım. Belki ilginizi çekebilir. http://naturalhomes.org

  3. Ozi'nin Babası dedi ki:

    Baba’ ları durdurmak çok zor..Süper bir sürpriz olmuş. Bence çok takılmayın, akışına bırakın her şeyi. Selamlar.

  4. taslibahce dedi ki:

    Babaları durdurmak zor değil imkansız 🙂 Sürpriz, evet, süper bir sürprizdi. Bıraktık akışına, sağolun…

  5. İlkin Cihat Yanıköz dedi ki:

    Abi ne yaptın ya. Babam ve ben aynısı.

  6. eray dedi ki:

    Hay maşallah Estergon kalesi olmuş mübarek.http://static.panoramio.com/photos/large/54984570.jpg
    Bence hiç de abartmamışsınız. Allah sabır versin.Yanındaki teraslarla birlikte merdiveni ve çardak alanını kırdırırsanız sorun büyük ölçüde çözülür bence. Ben olsam o kısmı tamamen ahşap yapardım. On yılda çürürse çürüsün gübre olur. Yeniden yapılır. Gördüğünüz gibi taş da çok masum bir malzeme değil. Fazlası beton kadar rahatsız edici.

    • taslibahce dedi ki:

      “Her şeyin azı karar çoğu zarar” bu sözün haksız çıktığı bir tek duruma rastlamadım henüz; taş için de geçerli.
      Bir yıl geçti üzerinden, kırdıracağım yerler de var, görüntüyü yumuşatarak bırakacaklarım da…

  7. Sinan HACIOĞLU dedi ki:

    Nuh’un Gemisini karaya oturtmuş baba. 🙂 Babadır, Candır azıcık kızılır hemen geçilir..

  8. günay dedi ki:

    ?:(((!!:((?.:)…:))
    Bu yazıyı okurken hissettiklerim aynen yukarıdaki gibidir. Sanki bunları yaşayan siz değil de benmişim gibi hissettim bir süre.
    Tabi aradan uzun zaman geçmiş, benim için yeni sadece..
    Ama “baba ” dır. olsun…:) Kısmet neyse o oluyor sanırım. Bunları unutturacak güzel gelişmeleri ,sevinçleri okuyacağım yazılarınızın varlığının bilinciyle rahatlayıp ayrılıyorum.

  9. taslibahce dedi ki:

    Evet, uzun zaman geçti. Rahatsız edici bir takım yapıları bitkilerle yumuşattık, küçük bir kısmını kırdık, bir kısmına da alıştık 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s