Narın Derdi Sona Erdi -Temmuz 2012-

1-temmuz-12

Temmuzun ilk günleri, güneş batıdaki tepelerin ardına geçmek üzere. Gölge düşünce toprağa güzel bir serinlik geliyor ve etrafta dolaşmak, yürümek, bakınmak, ne yaparsak yapalım bu saatler güzel oluyor.

2-temmuz-12

Ne zamandır bana rahatsızlık veren bir şey vardı: Hafriyat sırasında kökleri zarar gören ve açıkta kalan biricik narımızın hali. Geçen yıl ve bu yıl meyve vermemesi oldukça sıkıntıda olduğunun bir göstergesi. Bahçenin toparlanması aslında daha sonraya bıraktığım işler ama nar nedeniyle evin arkasına yapılacak 2 m kadar yüksekliğindeki duvar işine öncelik verdim.

 3-temmuz-12

Duvar işi bittiğinde evin arkasında gölgeli bir koridor oluştu. Güneş batmadan önce buraya da uğruyor ama hem kısa sürüyor hem de tepeden değil yandan bakıyor. Belki bu alan daha sonra mantar yetiştirmek için kullanılabilir. Aslında projede burası pencerelere 40 cm mesafeye kadar dolgu olarak planlanmıştı. Pencerelerin boyutunun küçük ve yukarıda oluşunun nedeni bu. Arkadan binen bir yükün iyi olmayacağını ve olası izolasyon problemlerinde de sıkıntı yaşayabileceğimizi düşündüğümüzden dolayı projeyi değiştirdik ama bu değişiklik kağıt üzerinde olmadığından pencereler aynı kaldı, aksi halde evrak işleri çıkacaktı ve zaten git-gellerden ve izin alma sürecinde harcanan giderlerden sıkıntı yaşarken daha fazlasını istemedik. Bu pencereler de böyle olsun dedik.

4-temmuz-12

Duvar örüldükten sonra inşaattan kalma ortalama yumruk büyüklüğündeki bütün taşları drenaj ve duvara yük binmemesi için buraya attık; iki yüz metre ileride bir yol çalışması sırasında çıkan taşların etrafında da bu büyüklükte epeyce taş vardı; muhtara sorduk, alın dedi sağ olsun, bir traktör dolusu getirdik. Böylece drenaj işi iyi oldu. Daha sonra dört traktör kadar da toprak dökülecek. Narın etrafına ise daha duvar örülürken eski halindeki gibi toprak doldurmaya başladım. Her taş sırasında yeteri kadar toprak ekleyerek suladım. Açıkta kalan kökleri güneş gördüğü için yapraklanmıştı; yeniden kök gibi davranırlar artık. Öyle bir rahatladım ki belki o bile böyle rahatlamamıştır.

5-temmuz-12

Biraz taş işine girince mutfak kapısının karşısına da beş basamaklı bir merdiven düşündük ve bu işi de aradan çıkartıverdik.

6-temmuz-12

Kendi küçük ama büyük bir rahatlık getirdi. Öncesinde pek çok kez buradan geçerken düşme tehlikesi atlatan oldu. Bu arada, fotoğrafa dikkat edilirse beyaz duvarlar da var artık.

7-temmuz-12

Annem ve kız kardeşimin eşi de desteğe gelince kireç badana işi hızlıca bitti. İlk olarak çok ince bir kat, sonrasında da üç ince kat attık. Styronit üzerine ilk katın bol sulu olması gerekiyormuş, mantıklı; sünger gibi çekti zaten. Aslında dokusu da biraz sünger gibi. Parmakla bastırıldığında çöküyor ama kireci yedikçe sertleşiyor. Fotoğrafta görünen taş duvar sıvasız tek duvarımız. Şu an tozlu ve sıva artıklarıyla kaplı olduğundan tam rengini vermiyor. Fırçalanıp silindikten sonra çok daha güzel görünecek.

Varili ise soba niyetine yaktım bacaların nasıl çektiğini görmek için; ikisi de, yani hem buradaki hem de mutfaktaki iyi çekiyor. Bu arada hayvan komşularımızdan biriyle de tanıştık. Üst katta madelden madele atlayarak türlü canbazlıklarla kireç badana yaparken komşu araziden atların sesleri geldi, kişnediler, tepindiler ve hemen ardından da kapıdan içeriye 2 metrenin üzerinde bir bozörük giriverdi. Beni görünce varillerin arkasına kaçtı. Zehirsiz bir yılan da olsa istem dışı bir irkilme ve ürperti yaşıyor insan. Fırça sapıyla varilleri iterek korkuttuk ve o da hiç zorluk çıkarmadan geldiği yere yönelerek çıktı gitti.

8-temmuz-12

Önümüzdeki kışa girmeden evin marangozluk işlerine geliyor sıra. Çerçevelerin ölçülerini düzgün alabilmek için pencere mermerlerini de kestirdik ve taktırdık. Marangozları dolaştım durdum ancak buralarda fiyatlar epey yüksek. Yabancılık da var. İstanbul’da tanıdık bir marangoza yaptırmayı düşündük. İstanbul’da kaldığımız eve de yakın olduğundan kapıların ve pencerelerin gidişatını da takip ederiz dedik. Döner dönmez ağaçlar alınacak ve işe başlanacak.

9-temmuz-12

Çatının akan kısmı da onarıldı. Çatıcılar izolasyon malzememizin üzerinde kesim yapmışlar, resmen dilimlemişler malzemeyi. Kiremitleri bir şekilde atlatan su bu kesiklerden de aşağıya inmiş kolayca. İnanılır ve olur şey değil! İnsafsızlık, ahlaksızlık!… Diğer tarafı ise akmadığı için açmadık. Umarım bir sıkıntı olmaz tekrar.

Bu temmuzda gözle görülür bir arazi faaliyeti ise ot biçme işi oldu. İlk kez biçildi otlar. Geçen sene biçtirecektim ancak vazgeçmiştim. Geçen yıla göre daha da boyluydular. Yıldan yıla daha gür gelişiyor, çeşitleniyor ve toprağı daha sıkı örtüyorlar. Uzun ve kuru otların arasında gözden kaybolan defne de biçildi yanlışlıkla. Defneler mekanik yaralanmalara toleranslı olduğundan daha bol sayıda sürgünle hayatına devam eder diye umuyorum. Çatal gövdeli bir fidandı, çok gövdeli bir ağaç olacak inşallah.
Fidanların çoğu gayet iyi durumda. Narlara ise hep tam zamanında yetişiyorum; solmuş yaprakları tam dökülecekken geliyor ve suluyorum. Can suyu bir kez verilir derler; yazık bu narlara ki her yıl yeni bir can suyu içiyorlar. Biraz daha dayanın diyorum. Kökleri derine indikçe kurtarıyorlar kendilerini.

Hazirandan temmuza kadar geçen sıcak ve kurak günlerde burada olamadığım için fidanların su ihtiyaçlarını karşılayamıyorum ve yeni diktiklerimde az da olsa kayıplar olabiliyor. En büyük kayıp ise şubatta diktiğim açık köklü 9 yalancı akasyada (Robinia pseudoacacia) yaşandı; yalnızca üçü tutmuş. Şubatta iyi durumda olan keçiboynuzları ise sonraki soğuklardan fena etkilenmişler, don yakmış ikisini de ama baharda dipten pek çok gövdeli olarak yeniden sürdüler. Çetin bir kışta ise tekrar yanmaları kesin. Küresel ısınmanın ise faydası olabilir ki inşallah olmaz. Ne fayda ne zarar. Böyle iyi. Kalan iki elmanın ise gencecik sürgünleri ve yaprakları yine yenmiş; suladım, yeni tomurcuklar patladı, hayırlısı. İstinat duvarı ve hafriyat sırasında taşınan incirlerden de biri öldü, biri canlı; daha doğrusu gövde kurudu ancak dipten patladı. Elma ise kökü kırıldıktan sonra hayata dönemedi. İnşaat yapıcı olduğu kadar da yıkıcı. Taşıma sırasında her şey yolunda gider sanmıştım; köydekiler de bir şey olmaz deyince yaptık bir hata. Yer etti, sıkıntı yapıyor aklıma geldikçe.

10-temmuz-12

Burası da arazinin alt sınırına yakın bir yerden görüntü. Fark edildiği üzere yeni ağaçlar için çok yer var, ki bu kadraj arazinin üçte birini gösteriyor. Kaybettiğim her ağacın yerine açık alanlarda en az on ağaç yetiştirebileceğim yer var. Bir de sınır boylarını hesaba katarsam sayı ikiye katlanır. Bu arada bu arazi komşu topraklara göre en seyrek ağaç dokusuna sahip; nedeni de bir önceki yazıda bahsettiğim buğday ekimi. Eski sahipleri ağaçları da dikmişler dikmesine de görüldüğü üzere buğday ekimini ve hasadını pek etkilemeyecek bir kıvamda olmuş bu. Son 15 yılda ise buğdayı da, arazilerine ilgiyi de bırakmışlar. Bundan sonra, toprak için de, ağaçlar için de, börtü böcek için de, bizim için de hayırlısı neyse olsun…

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Narın Derdi Sona Erdi -Temmuz 2012-

  1. günay dedi ki:

    Bu haliyle bile çok güzel. Ağaçlandırılmış haliniyse tahmin etmek zor değil.:)

  2. Gülen dedi ki:

    Merhaba ben de oldukça büyük kayalar üzerinde bir arsa aldım. Bahçenize ve evi,nize bayıldım. Güle güle huzurla oturun. Darısı bana İzmir-Seferihisar / Orhanlı’dan selamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s