Eller Toprağa -Ocak 2012-

2012 yılının ilk yarısında çatı için eş dosttan aldığım bir miktar borcu ödeyeceğimizi ve biraz da kenara bir şeyler koyabileceğimizi, ikinci yarısında da evin ince işlerine başlayabileceğimizi umuyorum. Marangoz işleri, banyo-tuvalet, giriş ve mutfak zeminleri. Bu işlere sıra gelmeden ise iç duvarların sıvası, kireç badana gibi işler de var.

Aralık ortasından, yani inşaatın kabasını bitirdikten bu yana bir buçuk aydan fazla zaman geçti ve nihayetinde tekrar gidebildim toprağa.

1-ocak-12

Başı dumanlı dağ manzarası şölenli bir hoş geldin olabilir ama kesinlikle sıcak bir hoş geldin değildi. Havada sağlam bir soğuk var. İnşaatta ise yukarıda da sıraladığım gibi yapılacak işler çoksa da şu an durumlar uygun değil.

Evin kabasında bana büyük yardımı olan arkadaşım Burhan’ın kendi arazisini “kurda, kuşa, aşa” niyetiyle bir gıda ormanına dönüştürme fikri var. Evin taşlarının geldiği köye yakın 55 dönüm kadar bir yer. Benim de ona yardımım bu arazinin tasarlanması, tür seçimi, yetiştirmesi şeklinde olacak. En sevdiğim işler. Daha önce bahsetmiştim, arkadaşın bizim ev inşaatından maddi bir çıkarı veya beklentisi yoktu. Yine de insan kendini borçlu hissediyor; bundan dolayı bu fikrin ortaya çıkması rahatlattı beni. Fikir ise aslında geçtiğimiz yazdan beridir var. Gerçi herhangi bir borçluluk hissim olmasa da severek yardım etmek isteyeceğim bir proje bu, tıpkı onun da inşaat için yaptığı gibi. Sözün kısası borçların en güzeli bu.

2-ocak-12

İlk olarak arazinin mevcut yapısını inceledim. İklimi, toprağı, üzerindeki ağaçlar, çalılar, otlar… Yazdan itibaren fırsat buldukça buraya da gelerek farklı mevsimlerdeki türlü hallerine de baktım. Arkasından da tasarımını yaptım; su hasat yöntemleri, dikilecek türler, nerelere nelerin ne zaman ve hangi sırayla dikileceği, ekileceği, nerelerin olduğu gibi bırakılıp nerelerin yönetileceği, arazi içi yolların nerelerden geçebileceği gibi pek çok nokta belirlendi. Projeye kısmetse önümüzdeki yıl başlamayı düşünüyoruz. Yine de azot bağlayan öncü ağaçların küçük bir kısmının dikim denemesiyle birlikte araziyle küçük bir muhabbetimiz, bir haşır neşirliğimiz olsun istedik. Bu iş için yalancı akasyayı (Robinia pseudoacacia)seçtim. Hem temini çok kolay, hem de sıcaklara ve soğuklara oldukça dayanıklı; üstelik çok uzun zamandır Türkiye’nin hemen her yerinde dikilmiş, uyum sağladığı görülmüş bir ağaç. Arıcılık için de iyi. Yüz elli açık köklü fidanı Ezine Orman Fidanlığı’ndan aldık. İlk gün ikimiz gittik ve elli kadarını diktik. İkinci gün ise Dedetepe’den destek geldi. Gelmeye gönüllü olan gönüllülerle diğerleri de dikildi. Bu ağaçlardan başka biraz da fıstık çamı, sedir ve rüzgar alan bir yeri koruma amacıyla selvi de dikildi. Arazinin etrafı açık olduğundan bahara kadar çevirmek gerekecek çünkü bölge yoğun olarak hayvancılığın yapıldığı bir yer.

3-ocak-12

Soğuk iyice arttığında ve havadaki nem yoğunlaşarak kristalleşmeye başladığında son fidanlar da dikiliyordu. Gıda ormanı ve arazinin özelliklerini proje hızlandığında uzun uzun anlatmak üzere şimdilik noktalıyorum.

4-0cak-12

Oradan arkadaşın evine döndük; bu arada kar yağmaya başlamış ve tutmuştu. Planımız inşaata gitmek ve on kadar fidanı da oraya dikmekti ancak araba kardan dolayı rampayı çıkamayınca olmadı.
Akşamüzeri yürüyüşe çıktım ve bu yazının ilk fotoğrafındaki başı dumanlı dağdan inşaata doğru baktım. Dağ havası, kar ve yaklaşan gece. Bu üç arkadaş her şeye soğuk, ağır ve sert bir mühür vurmuş. Ama daha başka, masalsı, derinden ve mırıltılı bir duygusu da var. Keyifli, dağların, iklimin, gökyüzünün yüceliğini sindirmiş ve huzura ermiş bir duygu, dingin. Kimbilir hangi zamanlardan geliyor bu duygu…

5-ocak-12

Bu karlı dağlı manzara içerisinde evimizin olduğu yer ise portakal rengi sarmalın ortasında.

6-ocak-12

Henüz bizim evin bir ışığı yoksa da, bu yalnız, soğuk ve ağır dağ manzarası beş on dakika kadar sonra yavaş yavaş yanmaya başlayan köy evlerinin ışıklarıyla biraz ısındı. Sağdaki köyün yarı boyu kadar solunda ev taslağımız. Hayat başladığında “ev” demek sanırım daha doğru olacak.
Gece gündüze döndü, iki gün geldi geçti, kar durdu, yumuşadı, yer yer eridi. Gittim araziye ve dokuz yalancı akasyayı uygun yerlere diktim; bir de sedir fidanı(Cedrus libani). Normalde açık kök fidanları tercih etmem ama yalancı akasyaların tutma yüzdeleri oldukça yüksek. Sedir ise tüplüydü. Sedir ağacı uğruna Toroslar’ı bir baştan öbür başa dolaşan biri için sedir dikmemek olacak iş değildi. Diğer taraftan kendimi tutuyorum, aksi halde arazi bir sedir ormanına dönebilir.
Arazideki son günüm böyle geçtikten sonra yine İstanbul; Nisan bizi bekler….

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Eller Toprağa -Ocak 2012-

  1. Emel Çelik dedi ki:

    Fotoğraflar çok güzel. Özellikle başı dumanlı dağ manzarası fotoğrafı.
    Akasya ağaçları bana hep çocukluğumu hatırlatır. Çocukluğumun geçtiği yer olan Eskişehir’de bol miktarda vardı akasya ağaçları. Baharda mis gibi kokarlardı.
    Anıların tazelenmesine katkıda bulunduğunuz için teşekkürler.

    • taslibahce dedi ki:

      Sağolun Emel Hanım, daha ne fotoğraflar gelecek zaman içinde, ne dumanlı, ne fırtınalı fotoğraflar 🙂 Akasyalar eskiden daha fazlaydı. Artık pek dikilmiyorlar nedense. Belki sizin oralarda halen bolca dikiliyordur. Ankara’ya yaklaştıkça akasyaların, sarı salkımların ağaçlandırmalarda bolca kullanıldığını hatırlıyorum.

  2. günay dedi ki:

    Onca koturma, yoğunluk bir hedefe doğru gidildiğinin bilincinde önemsizleşmez de ne olur. Ne güzel …Tutkusunun izinde olanlara selam olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s