Cennette Bir Gün -Nisan 2010-

Cennet fikri, malum, herkes için yeşil. Burası da öyle bu mevsim, sonbaharda filizlenen yeşiller ilkbaharda kabarmaya, coşmaya başladı. Kısmi bir cennetlik hali. Bir de ırmak akması lazım ama yok. Arazinin alt tarafında bulunan sel deresindeki geçici şırıltılarla yetinmek şu an için uygun görünüyor.

Resim

Keçi ağılından arta kalan naylon ve benzeri çöpleri ocak ayında toplamış, etrafı temizlemiştik. Çuvallar dolusu çöp çıkmıştı. Civar bölgede yaşayanların çöplerden rahatsız olmamaları sıkıntılı bir durum. Çıkan çöpler her yerde olduğu gibi bırakılıyor. Neyse ki görüş alanımda yok artık.

Evin yeri olarak düşündüğümüz ve önceden keçi ağılı olan bu set ısırgan dolu. Ocak ayında biraz toplamış, kurutmadan tüketmiştik, şimdi dilediğimiz kadar toplayabilir ve sonrasında kuruttuklarımızdan kullanabiliriz. Yaban otlarının “yeşil bayram”ları yavaş yavaş “rengarenk bayramı”na dönüşüyor.

Resim

Her yeri sarı sarı benekleyen bu çiçekler karahindiba değil ama bir akrabası; bir tür Crepis, “keklik otu”. Şu anda arazinin en belirgin ve her yanına dağılmış olan çiçekleri onlar. Dileyenler, karahindibada olduğu gibi körpe yapraklarından salata yapabilirler. Detaylı fotoğraflarını çekmediğim için daha fazla detaylandırmıyorum bu otu. Onlardan sonra mor renkli canım muscariler geliyor ve gerçekten az sayıda olan pembe anemonlarla birlikte kır şölenine katılarak ilk gülenler ve güldürenler arasına karışıyorlar…

 Resim

Arap sümbülü, müşkülüm, camış memesi ve yerden yere değişen daha başka pek çok ismi olan “muscari”ler beni en sevindirenler oldu. Onlarla karşılaşmak eski bir dostla karşılaşmak gibi benim için. Çocukluğumda İstanbul’da olsun, Trakya’da olsun her gittiğim yerde mevsimlerden baharsa onları görür ve sevinirdim. Burada da öyle oldu.

 Resim

Anemonlar ise arazinin küçük bir yerindeler. Bir halının kaplayacağı kadar bir yerdeler ve bu halının en güzel motiflerini oluşturuyorlar; arazinin başka bir yerinde yoklar. Kim bilir neden?

Çiçek açan daha başka otsu bitkiler varsa da ayrı bir yazıda değinmek üzere bırakıyorum ve çiçeklerden elbiselerini giymiş ağaçlara bakıyorum.

Resim

Ahlat çiçekleri. Ağaç haline gelmiş tek bir ahlat var (Badem yapraklı ahlat-Pyrus amygdaliformis). Civar bölgede ahlatlara ya armut ya da muşmula aşılıyorlar ama bu kalsın, böyle kalsın. Henüz fidan boylarında üç ahlat daha var, onları aşılarım. Bu arada ahlatları sevenler bilir. Onlar olgunlaştığında bal gibi olurlar. Sirkeleri de yapılır, Trakya’da bir çeşit mayalı içecek için de kullanılırlar. Yaptığımız zaman tarifini veririm.

Resim

Çalı gibi yabani bir çeşit elmanın çiçekleri. Meyvelerini umuyorum tadarız yazın geldiğimizde.

Resim

Bademlerin ve eriklerin çiçeklerine ise yetişemedik. Açık yeşil renkli yapraklarla bezenmiş görünen bu iki bademle birlikte fotoğrafta olmayan diğer ikisi de acıbademmiş; eski sahibine sorup öğrendim. Belki ikisini tatlı bademle, diğer ikisini de kayısıyla aşılarım; ama henüz değil. Erikler de öyle, biri hariç yabaniler. Hepsi de sınır boylarında. İncirler ise şamdan gibiler; yaprakları henüz açılıyor. Çiçek zamanları geçmiş değil ama açsa da göremeyeceğimiz türden bir garip çiçekler onlarınki; meyvelerin içine saklanmışlar. Aslında meyve de, bildiğimiz meyve değil zaten, pek çok çiçeği, sonrasında da meyveyi barındıran birleşik meyve denilenlerden…

Resim

Arazinin kuzeydoğu köşesinden bakış. Uzaklara doğru her tepe perde perde soluklaşıyor. Bu köşe çay içmek ve piknik için harika bir yer… Birkaç selvi, zeytin, defne, mersin gibi yaprak dökmeyen ağaçlarla bir Akdeniz köşesi oluşturmak geçiyor gönlümden. Bahar rengi için de mimoza ne güzel olur. Kayalık dağların hatırına da birkaç andız. Biraz daha uzağa ise bir sedir; iki ardıç ta aşağıda zaten; Toroslar’a selam olsun… Bir hayalle başlıyor böyle işler; sonra bakmışsınız gerçek oluyor. Niyetine girmiş oldum. Her şey meyve sebze değil ya; böylesi de lazım.

Resim

Bu şırıltılar, bu köpükler, bu ferahlık… Yakınımızda olsun isterdik ama üç beş km ileride; Mıhlı Çayı. Civar bölgeyi gezdiğimizde karşılaştık. Kazdağları’nın bağrından bir parça. Geçtiği yerlerde iklim değişiyor. Kızılçamlar veya daha üst kesimlerdeki karaçamlar burada yerlerini çınarlara, kızılağaçlara, kestanelere, ıhlamurlara, yabani kirazlara, hatta dişbudaklara bırakıyorlar. Fotoğrafı çektiğimiz yerden akış yönüne doğru gidildiğinde bu sular Gürleyik şelalesinden uçuşa geçiyormuş. Sonradan öğrendik. 40 m kadar yukarıdan inen bir şelaleymiş. Fotoğraflarını gördüm. Kısmet olursa gideriz başka bir gün. Bu arada herkesin Mıhlı şelalesi diyerek gittiği ve gördüğü şelale aslında bir şelale yavrusu. Bu durumda Gürleyik ise dağların gürleyen nefesi olsa gerek.

Resim

Bir günlük keşif gezimizde arazinin arkasından yükselen ve sonra da Bayramiç ovasına doğru inen dağları biraz koklamış olduk. Kızılçamlar yaklaşık 150 m kadar yükselen rakımla beraber (600 m rakımda) yerlerini karaçamlara bırakıyorlar. Kimi yerlerde açık alanlar, dağ çayırları var, tek tük ardıçlar; tam bir yayla havası; aşağılara doğru inince bir dere, yanında çeşme, çeşme başında koca bir çınar ve hava güzel, mevsimlerden bahar…

Her şey güzel, ne güzel demek gerçekten güzel olurdu ancak diğer yandan ormandaki düz kesimler koca dağları yolunmuş tavuğa döndürmüş! Böyle yerlerden geçmek zor, çok zor oluyor… Veya taş ocakları, daha başka madenler… Bu dağlar güzel olduğu kadar da dertli dağlar. Bunları yazarken derinlerden bir yerlerden bir tekerleme geldi aklıma, eskiden kalma, erkek çocukların değil de yalnızca kızların söylediği bir tekerleme. Kim uydurmuş, ne demek istemiş, niye yalnızca kız çocukları söyleyip durmuş? Bilmiyorum. Bu tekerleme her söylendiğinde, evimizin karşısında taş ocaklarıyla derinden yaralanmış dağlara (aslında tepe, biz dağ derdik) bakardım. Kendimce bir anlam verdiğim, dağlar için üzüldüğüm, bir yandan da son mısra ile rahatladığım bir tekerleme:

Karşıki dağlar için için ağlar,

Annesi ölmüş onun için ağlar,

Ağlama dağlar ağlama,

Üç gün kaldı bayrama.

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Responses to Cennette Bir Gün -Nisan 2010-

  1. Emre dedi ki:

    Ne güzel yazmışsınız 🙂

    • taslibahce dedi ki:

      Sağolun, sevindim beğendiğinize 🙂

      • erol dedi ki:

        tasvirler öyle güzel ki fotoğraflar olmasa dahi olurmuş
        onca çiçek arasından muscariler nasıl dost olarak yer etti sizde

      • taslibahce dedi ki:

        Teşekkürler Erol bey; muscariler, yazdığım gibi, çocukluktan kalma bir dost. Sümbüle benzer haliyle eminim pek çok çocuğun dikkatini daha fazla çekiyordur diğer çiçeklerden. Sevimli, mor ve kendine münhasır varlıklar…

  2. sami dedi ki:

    fotoğraflar olmasaymış, tasviriniz de yetecekmiş bu güzelliği anlatmaya
    bir de muscariler neden en sevilen ve hatta nasıl eski dost gibi

    • taslibahce dedi ki:

      Sami bey, teşekkürler, bu mesajınız “spam”a düşmüş, yeni fark ettim; Erol beyin yukarıdaki mesajına verdiğim cevap sizin sorunuzun da yanıtı. Bu arada ne kadar ilginç, neredeyse aynı mesajı Erol beyin öncesinde yazmışsınız

  3. filiz.yakan@hotmail.com dedi ki:

    canım sana söyleyecek çok sözlerim var ama senin yazdıkların o kadar güzel ki daha güzel kelimeleri bulamıyorum. Ne mutlu bana ki böyle güzel vasıflara sahip bir yeğenim var; sadece şunu söylemek istiyorum, seninle gurur duyuyorum ve her zaman bu böyle olacak başarılarının devamını diliyorum. teyzen filiz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s